DeneyimGüncel

Sebahat Tuncel’e pandemiyi sorduk: “Kadınların geleceğe güvenle bakabilmesinin yolu düzenin değişmesidir”

Kandıra 1 No’lu F Tipi Hapishane’de tutsak bulunan HDP eski milletvekili ve eski Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eşbaşkanı Sebahat Tuncel'e pandemiyi ve devletin pandemi fırsatçılığını sorduk, Sebahat anlattı.

Kandıra 1 No’lu F Tipi Hapishane’de tutsak bulunan HDP eski milletvekili ve eski Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eşbaşkanı Sebahat Tuncel’e pandemiyi ve devletin pandemi fırsatçılığını sorduk, Sebahat anlattı.

Temmuz ayının başı itibariyle “Pandemiyi Bir de Bana Sor” diyerek başlattığımız, birçok kadın ve LGBTİ+’dan pandemi sürecinde yaşadıklarını dinlediğimiz, dinlediklerimizi ise kitap çalışması haline getirmek üzere hazırlandığımız kampanyamıza Sebahat Tuncel’den destek mektubu geldi.

4 yıla yakın süredir tutsak olarak bulunan Sebahat Tuncel yazdığı mektupla pandemi sürecinde hapishanede yaşanan hak gasplarından bu hak gasplarına karşı verdikleri mücadele ve kadın dayanışması ile pandemi ile derinleşen tecrit-tretman koşullarına nasıl karşı koyuş yöntemleri gerçekleştirdiklerinden bahsetti. Ayrıca sürece ilişkin siyasal değerlendirmelerde bulunan Sebahat mektubunda, “Kadınların halkların geleceğe güvenle bakabilmesinin yolu bu düzenin değişmesidir” ifadelerine yer verdi.

Sebahat’in mektubunda şu ifadeler yer alıyor:

“Pandemi krizin üzerini örtmek için kullanılıyor”

“Kapitalist, modernist sistemin ne kadar derin olduğu ve toplumsal çözümlere çözüm bulmak şöyle dursun, sorunları daha da derinleştirdiğini pandemi süreci daha net olarak gösterdi. Dünyadaki tüm devletler ilk önce pandemi nedeniyle katı tedbirler alsa da kapitalizmin krizi ekonomik olarak kendisini sürdüremez noktaya gelmesi nedeniyle tedbirleri gevşettiler. Türkiye’de pandemi öncesi yaşanan ekonomik, siyasi kriz, rejim krizi bu süreci kendi çıkarına, iktidarın ömrünü uzatmak ve toplumsal sorunların üzerini örtmek için kullandı-kullanıyor. Bu süreçte sol, sosyalist muhalefeti, Kürt muhalefetini, kadın muhalefetini susturmak, bastırmak için kullanılan hukuk mekanizması pandemi sürecinde de bu rolü üstlenmeye devam etti.

Anayasa ve yasalarca güvence altına alınmış tüm hak ve özgürlükler askıya alınarak, yeni baskı ve zor yöntemleri ile halk “hayat eve sığar” denilerek sokaktan, toplumsal yaşamdan koparılırken işçiler de kapitalizmin çarkının sürmesi için işyerlerine, fabrikalara hapsedildi.”

“İnsanın zor koşullarda yaratıcılığı ortaya çıkıyor”

“Cumhur iktidarı tüm baskı, zor ve zulüm araçları ile sokakta iken, toplumu, sokağa çıkma yasakları, para cezaları ile ev hapsine almışken, hapishanelerde de mücadele ile elde edilmiş sohbet, spor vb. haklar pandemi gerekçe gösterilerek askıya alındı. Mart ayı itibariyle Türkiye’deki tüm cezaevlerinde bu durum daha da derinleşti. Bizler üçer kişilik odalarda kalıyoruz. Ve diğer odalardaki arkadaşları görme şansımız yok. Sesimizi duyurabileceğimiz odalarla bağırarak, yüksek sesle konuşarak diyalog kurmaya çalışıyoruz. İnsanın zor koşullarda yaratıcılığı, üretkenliği ortaya çıkıyor. :)

Bu süreçte insan, sosyal ilişkilerin, paylaşımın, dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu çok daha net görüyor. Tabiki devrimciler her koşulda kendi moral, motivasyon ve coşkusunu yükseltecek, dayanışmayı büyütecek yol ve yöntemler bulur. Bizler de tüm olumsuzluklara rağmen, kadın dayanışmasını ve mücadelesini büyütmeye çalışıyoruz. Dönem dönem her odamızın aynı zaman diliminde katılacağı müzikli buluşmalar, yarışmalar ve oyunlarla sürecin tecrit ve izolasyonunun etkisini kırmaya çalışıyoruz. Doğal olarak bu süreçte okuma, araştırma, siyasal-ekonomik gündem üzerine tartışmalarımız daha da yoğunlaştı.

Bu süreçte tecrit ve izolasyonun kırılması ve cezaevlerinde kademeli normalleşmenin sağlanması, en azından kapalı görüşlerin haftada bir yapılması, sayı sınırının kaldırılması, kurum içi faaliyetlerin tedbirler alınarak hayata geçirilmesi için çeşitli kurumlara dilekçeler yazdık. Henüz bir gelişme yok, ancak bu konudaki girişimlerimizi sürdürüyoruz.”

“İktidarın gerçekleri halktan gizleme şansı kalmamıştır”

“Anlaşılan o ki pandemi daha uzun bir süre gündemimizde olmaya devam edecek. Türkiye’de daha ikinci dalga başlamadan vaka sayıları ve can kayıpları artmaya devam etti, ediyor. Ki mevcut açıklanan rakamların gerçeğin çok küçük bir bölümü olduğunun bugün herkes farkında. Ülkeyi yönetenler baştan beri gerçeği toplumdan gizlediler. İktidar tarafından kurulan “Bilim Kurulu” iktidarın onay verdiği ve iktidarın politikaları doğrultusunda oluşturulmuş ve başkanlığını da sağlık bakanının yaptığı bir kurul. Bu kurulun bağımsız çalışması, iktidardan bağımsız karar alması mümkün değil. Bu durumun kendisi kurulun yaptığı tartışmaları, aldığı kararları, topluma verdiği bilgileri şaibeli hale getiriyor. Toplum artık alternatif kaynaklardan doğru bilgiye ulaşmaya çalışıyor.

Geldiğimiz aşamada iktidarın gerçekleri toplumdan gizleme şansı kalmamıştır. Devletin tüm kurumlarına yönelik halkta, toplumda güvensizlik yaşanmaktadır. Bu iktidarın, cumhur ittifakının halka vereceği bir şey kalmamıştır. Toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren, içeride ve dışarıda yürüttüğü Kürt karşıtı, savaş politikaları nedeniyle ülkenin tüm kaynaklarını tüketen faşist ittifak yolun sonuna gelmiştir. Kadına yönelik şiddetin bu kadar artması ırkçı linç girişimlerinin yaşanması toplumsal kutuplaşma ve çatışmanın derinleşmesi, yolsuzluk, rüşvet ve çürümenin derinleşmesi mevcut iktidarın politikalarının sonucudur.

Bu sonucun değişmesi için bu iktidarın gitmesi gerekir. Bunun için de demokrasi ve özgürlük güçlerinin, kadınların kendisini örgütlemesi ve kadınlara, halklara bir alternatif sunması gerekir. Bu bizler açısından zorunluluktur. Önümüzdeki süreçte erkek egemen-kapitalist düzene karşı, demokratik, ekolojik kadın özgürlükçü alternatif bir yaşamı inşa etme sorumluluğunu üstlenenlerin daha yoğun bir çaba içerisinde olması gerekir. Herkes kendi durduğu noktada mücadele ediyor, bu önemli, ancak örgütsüz, dağınık ve pasif bir duruş sürecin ihtiyacını karşılamaz. O nedenle bu süreçte yapılması gereken en önemli iş, birleşik mücadeleyi örgütlemektir.”

“Birlikte mücadele ile başarabiliriz”

“Sonuç olarak, pandemi süreci bizlere bir kez daha göstermiştir ki, kapitalist sistem, neoliberalizm, erkek egemenliği, siyasal, toplumsal, ekonomik, ekolojik sorunların ve en önemlisi de kadın özgürlük sorununun kaynağıdır. Bu düzen yaşamın her alanında bizleri, toplumu nefessiz bırakmaktadır. Kadınların, halkların geleceğe güvenle bakabilmesinin yolu bu düzenin değişmesidir.

Bu düzenin değişmesi ise sistem karşıtlarının birlikteliğine ve örgütlü mücadelesine bağlıdır. Tüm dünya halklarının ortak talebi bu baskı ve zulüm düzeninden kurtulmaktır. Daha adil, demokratik, özgürlükçü, farklı dil, kimlik ve kültürlerin, eşit, özgür bir arada yaşamasını garanti altına alan barış içinde bir gelecek istiyor. Halkların Demokratik Kongresi’nin kuruluş çalışmalarında söylediğimiz sözü bir kez daha burada tekrarlamak istiyorum. Ortaklıklarımızı çoğaltacak, farklılıklarımızı birlikte yürümemize engel olmayacak bir şekilde koruyarak hem tek tek bireyler, kurumlar olarak hem de hep birlikte güçlerimizi birleştirerek mücadele eder, yan yana durmayı başarırsak toplumun beklentilerine de cevap olabiliriz.

Dikkat ederseniz devlet, tüm muhalefeti, demokrasi ve özgürlük güçlerini ayırmak, yan yana gelmelerini engellemek için çok yoğun bir mesai harcıyor. Kendileri sağ, faşist cepheyi güçlendirirken, sol ve demokrasi güçlerinin bir araya gelişlerini engellemek için her gün yeni yol ve yöntemlere başvuruyor, gündemler yaratıyor. O zaman devrimci muhalefetin bu gerçeği görerek önümüzdeki süreci karşılaması gerekir.”

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu