Cumartesi Haz 24

“Kuzuları yedik inşallah, amirim”

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Haberi okurken, gerçekten içimden kusmak ve bağırmak geçti.

Küfretmek, “lanet olsun size” demek geçti.

“Siz mi koruyacaksınız la bizi?” diye gülüp geçsem içimdeki öfke azalır mıydı bilmem ama denemeye değer bir yöntem olabilirdi bu!

Düşünsenize “fuhuşa karşı” operasyon yapan “devletimizin bekçileri”, bu operasyona “Bu kuzuları yemeli” ismini vermiş!

Kuzu kim?

Kurt kim?

Yemek ne demek?

 

“Fuhuşa operasyon”!?

Dün (15 Ekim) fuhuşa yer temin edildiği ve fuhuş yapıldığı ihbarı alan Bahçelievler İlçe Emniyet Müdürlüğü 'ne bağlı Asayiş Büro Polisi, saat 17.00 sıralarında bir eve operasyon düzenledi.

Buraya kadar “klasik” bir haber olabilir bu. Ve bu “klasik” haber içerisinde her ne kadar yer almasa da hemen hemen “fuhuş” adı altında yapılan operasyonlarda gözaltına alınan tüm kadınlar ya da translar karakolda “fuhuşa zorlanıyorlar” ya da tacize maruz kalıyorlar.

Ne de olsa bu insanlar zaten “fuhuş” yapmaya alışmışlar. Kim inanır onların polis tarafından taciz edildiğine, tecavüze maruz kaldığına!? Ne malum “devletimizin bekçilerine” iftira atmadıkları!? Hem zaten de alışık değiller mi!?

Ve erkekliğin bu iğrenç savunma mekanizması böyle uzar gider.

 

“Operasyonun ismi bile taciz!”

Ama şu an anlatmak istediğim sorun bu değil.

Sorun; fuhuş yapıldığı iddia edilen eve giren ve kadınlarla 100 TL'ye pazarlık yapan polisin operasyonun başlaması için telefonun diğer ucundaki polise verdiği şifre: "Bu kuzuları yemeli"!

Bu şifreyi koymak için çok düşündüler mi bilinmez ama şurası kesin ki, bu şifreyi koyduktan sonra asayiş büronun tüm polislerine “bir rahatlık” ve suratlarına pis bir sırıtma yerleşmiştir.

Bu nasıl bir cürettir!?

Bu nasıl bir tacizdir!?

Bu nasıl bir erkek “iştahtır”!?

Operasyonun ismi bile tacizkâr iken; operasyonun ardından “fuhuşa zorlanan” kadınları “kuzu” ilan edip, “onları yemeyi” düşünen polisin karakolda kadınlara yönelik yaklaşımının nasıl olacağı tahmin edilebilir.

Karakolların, hapishanelerin kadınlar için “cinsel işkence” merkezi olduğunu biz daha önce defalarca gördük. Kendini “halkı koruyucusu” olarak gören ve sürekli “destan yazan kahraman” polisin bu cesareti karşısında şaşırmıyoruz elbette.

En son Gezi Ayaklanması’nda isyana katılan kadınlar, gaz bulutları altında polisin taciziyle karşılaşmışlardı. İzmir’de YDK’lı Gezi direnişçisi Elif Kaya, gözaltına alınıp tutuklandığında götürüldüğü Şakran’da devletin gardiyanları tarafından taciz edilmişti.

Ankara’da gözaltına alınan direnişçiler Eylem Karadağ ve Ezgi Özen “bizim işimiz bu” diyen polis tarafından taciz edilmişlerdi. Yine Gezi Ayaklanması sırasında otobüste gözaltına alınmaya çalışılan Pınar isimli genç bir kadının polis tarafından tecavüz tehdidiyle karşılaşması da bu süreçte yaşanan olaylara vereceğimiz örneklerden biri olarak karşımızda duruyor.