Cumartesi Ara 15

“Erk”eklik üretim merkezlerinde eşcinsellere yer yok!

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Egemenlerce tam da temeline oturtulan rekabetin (ve dolayısıyla şiddetin) en yoğun biçimde kışkırtıldığı alanların başında geliyor endüstriyel futbol. Ama sadece bildiğimiz, açıktan tanık olduğumuz rakip takımların taraftarlarının birbirine yönelik şiddeti değil onun tek özelliği. 22 kişinin 90 dakika top koşturduğu o yeşil sahalar ki “erk”ekliğin yeniden ve yeniden, üstelik en üst düzeyde üretildiği, heteroseksizmin küfürler başta olmak üzere her ana yansıdığı, cinsel ayrımcılığın aşağılamalar eşliğinde ortak bir ruh haline dönüştüğü sahnedir aynı zamanda.

Yani açık konuşalım; maça gidersin, hele rekabetin en kızgın olduğu taraflar arasındaysa maç, orada avazın çıktığı kadar en galiz küfürleri (ki bunların hepsinin kadın cinselliği ve eşcinsellik üzerine kurulu olduğunu söylemeye gerek yoktur) edersin, yenersen karşı takımın taraftarlarına “nanik yapıp” ağır tahrikte bulunur, yenilen tarafsan önüne çıkan her şeyden hıncını/öfkeni çıkartırsın ve her halükarda “erkekliğini” büyütmüş ve de kanıtlanmış olarak iç rahatlığıyla dönersin evine. (İstisnalardan özür!)

Orada kadına yer yoktur; kadın seyirci (oranı elbette çok az) olsa da bir cins olarak yoktur buralar da! Onların da en görünür olduğu zaman, takıma verilmiş bir “ceza” olarak sadece kadınların seyirci olarak alındığı maçlardır. Yani federasyonu “kızdıracak” bir şey mi yaptın? Al sana kadın seyirciye oynama cezası! Şaka gibi…

Orada kadına yer yoktur; ama eşcinsellere ise hiç yer yoktur! Hiçbir yönetmelikte, kuralda vs. eşcinsellik-eşcinseller üzerine bir ibare yoktur ama bu kimliğinizle ne futbol oynayabilirsiniz ne de hakemlik yapabilirsiniz. Yani yeşil saha size yasaktır! Taraftar olarak o “erk”ekliği şahlanmış insanların içine karışabilirsiniz ama o da eşcinselliğinizi görünmez kılıp bir de kulaklarınızı tıkamak kaydıyla.

Ve buna benzer bir alan daha: Polislik. Polislik, hangi sınıfların (devletinin) hizmetinde olduğunun yanı sıra en “erk”ek meslektir, tıpkı ordu gibi. Aldığı eğitimden günlük yaşamına kadar devletin silahlı güçleri içinde de eşcinseller açık bir tehdit altındadır. Tabii cinsel kimliğini saklamayı başararak oraya kadar girebilmeyi “başarabilmişse”. Değilse zaten, polis tarafından nerede görülse cinsel işkenceden öldürülmeye kadar cezası hemen yerinde kesiliverir. Yani aldığı cinsiyetçi eğitimin hakkını sokakta, karakolda her yerde layıkıyla verir.

İşte yukarıda saydığımız nedenlerle 2009 yılında gittiği askerlikten “eşcinsel olduğu” gerekçesiyle terhis edilen ve Türkiye Futbol Federasyonu’nun “sağlık sorunları nedeniyle askerlikten muaf olanlar hakemlik yapamazlar” maddesi nedeniyle 14 yıldır yaptığı hakemlikten atılan Halil İbrahim Dinçdağ’a bu alanda iş yoktu!

Ve işte bu nedenle İstanbul Emniyeti’nin yasadışı “seks işçiliği” ihbarı üzerine düzenlediği bir baskında karşılaştığı travesti polis F.B, idari soruşturma sonucu meslekten ihraç edildi.

Bu iki örneğin, “erkeklik” üretim merkezlerinde gerçekleşmesinin dışında bir ortak yanı daha var ki, ne TFF kurallarında ne de Devlet Memurları Kanunu’nda (DMK) “eşcinselliğe” dair bir madde mevcut! Bu durumda topu taca atan yetkililer, hakem Dinçdağ için “sağlık sorunları nedeniyle askerlikten muaf olanlar hakemlik yapamazlar” maddesine, polis memuru F.B için ise “yüz kızartıcı suç olarak görülen durumlar halinde devlet memurluğundan çıkarılma ile cezalandırılabilir” ifadesine başvuruyorlar.

Yani bu merkezlerde eşcinsellik “hastalık” ve “yüz kızartıcı suç” olarak tanımlanıyor ve örneğin F.B’nin avukatının dediği gibi “kınama, kıdem düşürme, maaş kesintisi gibi pek çok farklı ceza varken” en ağır ceza olarak meslekten ihraç yoluna gidiliyor. Çünkü bu şekilde devletin “namusu”, “erkekliği” kurtarılmış oluyor!!!

Tabii çırpınış boşuna, zira o “namus” dedikleri şey, hem endüstriyel futbola hem de kendisi başlı başına aşağılık bir meslek olarak polisliğe hiç uğramamıştı zaten!