Pazar Eki 21

“Sadece LGBT bireyler ve aileleri için yapmadık bu filmi...”

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Geçtiğimiz günlerde !f Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali kapsamında gösterilen “Benim Çocuğum” isimli belgeselin yönetmeni Can Candan ile görüşmüştük. Bu sayımızda da filme konu olan LGBT Aileleri İstanbul Grubu’ndan (LİSTAG) Ömer Ceylan ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Yeni Demokrat Kadın: Çocuğunuz size LGBT birey olduğunu açıkladığında ne oldu? Neler  yaşadınız?

- Çocuklarımız bize “açıldığında” ya da biz onların eşcinsel, biseksuel, trans olduğunu fark ettiğimizde her birimiz farklı tepkiler verdik. Şok olduk, inkar ettik, kendimizi suçladık, eşimizi suçladık... Sanki yıllardır tanıyıp bildiğimiz çocuğumuzu kaybetmişiz gibi bir duyguya kapıldık. Çoğumuz nedenini aradı, “sorunun’“ kaynağına ulaşmaya çalıştı ki kaynağı ortadan kaldırsın!

Doktor doktor dolaştık çocuklarımızı “iyi” etmek için. Doğru uzmana ulaşana ve çocuklarımızın “iyileştirilmesi” gereken bir durumu olmadığını öğrenene kadar çok kapı gezdik, çok paralar harcadık... Ne zaman ki bir araya geldik, birbirimizi dinleyip birbirimizin deneyimlerinden yararlanmaya başladık ve hemen sonrasında CETAD’in (Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği) gönüllü uzmanlarıyla çalışmaya başladık, işte o zaman sadece kendimize değil başka annelere, babalara ve ailelere de yardımcı olabileceğimizi fark ettik.


“Koşullu sevgiden koşulsuz sevgiye…”

- Çocuğunuzun açılmasının ardından düşüncenizdeki aile kavramında nasıl bir değişiklik oldu?

- Bizler aileyi sadece bize öğretilen geleneksel anlamda heteronormatif bir yapı içerisinde erkek-kadın ve çocuktan oluşan ve yine aynı model üzerinden kendini yeniden üreten bir birliktelik zannediyorduk. Bizler de kendi anne babalarımızdan ne gördüysek ve ne kadar kendimizi onlardan farklı hissetsek de aslında aynı şeyi yapmaya devam ediyorduk. Çocuklarımıza dair hayallerimiz ve onlardan beklentilerimiz hep koşulluydu; evlenmeleri, bizim istediğimiz şekilde çocuk sahibi olmaları, bizi torun sahibi yapmaları üzerineydi. Oysa onların cinsel yönelimlerinin ve cinsiyet kimliklerinin bildiğimizden farklı olduğunu öğrendiğimiz noktadan itibaren kendi içinde yaşadığımız ve herkesin de yaşadığını düşündüğümüz aile modelini sorgulamaya, kendimizi sorgulamaya başladık. Farklı aileler olabileceğini, çocuklarımızın da isterlerse farklı aileler kurabileceğini gördük. Bütün bunları koşullu sevgiden koşulsuz sevgi anlayışına geçerek başardık.

- Bu aile grubu oluşturma fikri nasıl oluştu? LİSTAG olarak neler yapıyorsunuz?

- Bizler başlangıçta birkaç ebeveyndik. Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği çatısı altında çalışan aktivistler aracılığıyla bir araya geldik ve ilk toplantılarımızı orada yaptık. Derken çığ gibi büyüdük, bağımsız bir grup haline geldik ve toplantılarımız da çeşitlendi. Düzenli haftalık toplantılar yapmaya başladık. Ayda bir CETAD toplantıları düzenliyoruz, yemekler organize ediyoruz. Bütün etkinliklerimizin duyurusunu ise www.listag.wordpress.com adresinden yapıyoruz.

- Bu konu ile ilgili belgesel yapmaya nasıl karar verdiniz?

- Biz bir belgeselin neler yapabileceğine bizzat deneyimlemiş bir grubuz. Daha ilk yılımızda İtalya’daki aile grubu AGEDO hakkında yapılmış bir belgeseli izlediğimizde nerede durduğumuzun, neler yapabileceğimizin farkına vardık. Bu belgeseli yıllarca mümkün olduğunca çok insana izletmeye çalıştık ama aklımızda hep bizimle ilgili bir belgesel film olsa ne kadar güzel olur düşüncesi vardı... Birkaç yıl sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde yaptığımız bir konuşmadan etkilenen öğretim üyesi  Can Candan’ın bize, belgeselimizi yapma önerisiyle gelmesi hepimizi çok sevindirdi. Hemen kolları sıvadık. Birçok kurumun ve yüzlerce insanın maddi manevi desteğiyle “Benim Çocuğum” hayata geçti.


“Ayrımcılığı önlemek için…”

- Belgesel çekilirken neler hissettiniz? Belgeseli nasıl buldunuz?

- Öncelikle şunu söylemek isterim, yıllardır çeşitli yayınlara röportajlar vererek, toplantılara katılarak sesimizi duyurmaya çalıştık ama yeterli sayıda insana ulaşamadık. Hep bizi daha geniş kitlelere ulaştıracak bir megafona ihtiyaç duyduk. Tam da bu nedenle kameranın karşısına geçmeyi ve hikayelerimizi insanlarla paylaşmayı kabul ettik. Çekimler sırasında kameranın karşısına geçmeyi biraz garipsedik ama hep aklımızda bu filmin ulaşabileceği insanlar ve hayatlar vardı... Bu film belki bir insanın daha hayatına dokunacak, belki bir LGBT bireyin daha ailesi ve toplum tarafından gördüğü ayrımcılığı ve şiddeti bir nebze bile olsa önleyecek diye düşündük. Sadece LGBT bireyler ve aileleri için yapmadık bu filmi...

İstedik ki diğerleri de neler yaşandığını görsün, bizim hayatı sorguladığımız gibi onlar da kendi durdukları noktaları sorgulasınlar istedik.... Biz beğendik mi? Evet beğendik. Çünkü şimdiye kadar olan gösterimlerinde inanılmaz güzel tepkilerle, hiç tanımadığımız insanlarla ve onların hikayeleriyle karşılaştık, onlara sarıldık... Medyada çıkan haberlerin ardından bizimle bağlantı kurmak isteyen aileler oldu. LİSTAG’ın 0 531 467 77 53 numaralı danışma hattı hiç susmuyor, ülkemizin dört bir yanından arıyorlar ve bize ulaşmaya çalışıyorlar...