Perşembe Tem 18

“Kutsal Aile”ye Yeni “Kahraman”: Boşanmayı Önleme Komisyonları

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Ataerkil, egemen sistemin varlığını sürdürebilmesi için en önemli dayanaklardan birisi olmuştur aile. Bunun için egemenler, aile kurumunu her daim koruyup güçlendirir ve sistemin dönemsel politikalarına paralel şekillendirip biçimlendirir.

Ataerkil aile içinde kadının yeri de anne, eş, bakıcı olarak tanımlanır ve neslin yeniden üretimi diye tanımladığımız; gelecek kuşakların doğurulup büyütülmesi kadının görevi kabul edilir. Yine sermayenin ihtiyacı olan emek gücünün yenilenmesi için de kadının ailedeki konumu-emeği vazgeçilmezdir. Egemenler kendileri için hayati önemde olan ataerkil aile yapısının ideolojik, kültürel ve ekonomik olarak kendini tekrar üreten, erkek egemen yapının sürdürülmesini sağlayan önemli bir araç olarak görür ve gerekli müdahaleleri yapar. Kadının esas yerini de aile ile tanımlar.

Yine aile kurumu ile bağlantılı olarak kadının çocuk doğuran nesne şeklinde gören ve egemenlerin kullandığı en önemli politikalardan bir tanesi de nüfus politikalarıdır. Egemenlerin ihtiyaçlarına paralel nüfus politikasını da şekillendirir. Bunu yaparken de; yeni neslin doğurulup büyütülmesi işlemlerinin “meşru” aile ve evlilik ilişkileri içerisinde olmasını ister. Evlilik dışı ilişkileri “ahlaksızlık” vb. olarak tanımlarken ataerkil-muhafazakâr ailenin ise “en kutsal” yapılanma olduğunu propaganda eder.

Evlilik dışı olan çocukları “gayri-meşru” olarak damgalarken evlilik içindeki çocuk doğum oranlarını ise ihtiyaçlarına paralel şekillendirerek “meşru”laştırır. Öyle ki bazı ülkelerde çocuk doğum oranlarına sınırlama getirirken, bazılarında doğum oranları teşvik edilir. Türkiye’ye baktığımızda geçmişte, fazla nüfus artışını kontrol altına alabilmek için doğum kontrol yöntemleri ve aile planlamasından bahsedilirken, bugün ise yaşlanan nüfus gerekçesiyle doğum oranlarının arttırılması propaganda edilmekte ve çok çocuk teşvik edilmektedir. Erdoğan’ın “en az 3 çocuk”tan 5 çocuğa çıkması, “her kürtaj bir cinayettir” propagandaları kürtaj yasaklanmamış olsa bile kadını baskı altına alan kısıtlayıcı önlemler ve düzenlemelerdir. Kadın Bakanlığı’nın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na dönüştürülmesi, “Doğum Teşvik Paketi” gibi örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Bu konudaki en son örneklerden birisi de “20 Bin Evliliği Kurtarma Projesi” adı altındaki, boşanmaları azaltacak aile danışmanlığı uygulamasıdır.

Bu projeye göre; boşanmaları engellemek amacıyla, boşanma hâkiminin isteği üzerine en az dört defa ve 90 dakikalık süreli seanslarla; boşanma öncesinde, sırasında ve süresince danışmanlık hizmeti verilecek. Boşanmak için mahkemeye başvuran çiftler ikna edilerek boşanmaların önüne geçilmesi hedefleniyor.  5 ilde pilot çalışma yaptıklarını anlatan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in açıklamalarına baktığımızda projeyi daha iyi anlayabiliriz.

Şahin: “Baktık ki, boşanmak için gelen 450 çiftin 75’i verdiğimiz destekten sonra evliliğe devam kararı aldı. Ekonomik etkiler çok önemli, bir de iletişimsizlik ve empati yapamama. Boşanma süreci başladığı zaman çiftlere danışmanlık yapacak sistemin alt yapısını oturduk-konuştuk ve komisyon kuruldu. Aile Mahkemesi Hâkimleriyle bir araya geldik.  Aile Mahkemesi hâkimi ile bizim sosyal hizmet uzmanımız paralel çalışacak. Mahkeme bizim vereceğimiz raporlara ve desteklere paralel karar verecek sistemle birlikte yolda 20 bin evliliği kurtarmış olacağız. (Milliyet gazetesi 20 Kasım 2013)” diyerek özetliyor hedeflerini.

Boşanma gibi durumlarda kadınlar birçok sorunla karşı karşıya kalırlar. Çünkü kadın boşanma sürecine varana dek birçok sancılı süreçten geçer. Kadın; aile içi şiddet, taciz, tecavüz, aldatılma vs. gibi durumları yaşayabilir. “Kol kırılır yen içinde kalır” denilerek kadının, tüm yaşadıklarını sineye çekmesi öğütlenir. Burjuva-feodal toplumda toplumsal değer yargıları, toplumun ataerkil yapısı, gelenek ve görenekler ve din gibi nedenlerden etkilenen kadın, boşandığında toplumun vereceği tepkilerden korkar. Çünkü daha büyük saldırılarla yüz yüze kalacağını bilir.

Kadının aile içinde yaşadığı her türlü şiddet, taciz-tecavüz vb. nedenlerden şikayette bulunması durumunda devletin resmi kurumlarında da aynı erkek egemen zihniyetle karşılaşır. Kadına suçlu muamelesi yapılıp nasihatlerle gerisin geri eve gönderilerek sözle “müdahale”  edilmiş olunur. Kadının boşanma girişiminde ise mahkeme sürecinin zorlaştırılması, aileyi kurtarma projesi adı altında boşanma sürecinin uzatılması, kadının yaşamış olduğu önceki koşullara yeniden dönmesini sağlarken “ikna odaları”nda psikolojik baskı ve etki uygulanmaktadır.

Son yıllarda istatistiki verilere baktığımızda; toplumda boşanma oranlarında ciddi bir artış olduğunu, sürekli korunmak istenen çekirdek aile yapısında da dağılmalar yaşanmaya başlandığını görüyoruz. Sistem tam da bu yapıyı yani kendi devamlılığı için gerekli olan ataerkil aile yapısını korumak istiyor. Yaptığı tüm bu düzenlemelerle bir taraftan kadının ev içi rollerini güçlendirirken ihtiyacı doğrultusunda, gerekli olan ucuz, esnek, yar zamanlı ve kayıt dışı emeğini de daha fazla kullanmak, sömürmek istiyor. Bunun için de “Aile Birliği”ni, aile bütünlüğünü korunması gereken bir zorunluluk olarak görüyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu projesini de bu temelde okumak ve teşhir etmek gerekiyor.

 

(Bir YDK’lı)