Çarşamba Tem 17

Kentsel dönüşüm saldırılarına karşı koyuşun öznesi: Kadın!

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Kentsel dönüşüm saldırısı gündemimize girdiği günden itibaren bu “dönüşüm projesinin” sadece evlerimizi dönüştürmekten ibaret olmadığını, yaşamlarımızın dönüşüm konusu yapıldığını anlatmaktayız. Proje tamamlandığında muazzam büyüklükte bir nüfus yaşadığı yerlerden sürülerek yer değiştirmiş olacak. Mahalle kültürü büyük oranda çözülme yaşayacak. Egemenlerin planlamalarına uygun olarak gerçekleşecek bir dönüşüm sürecinin emekçiler açısından yıkıma yol açacağını görmek için müneccim olmaya gerek yok.

Bu saldırıları göğüsleme mücadelesinde ön plana çıkacak olan en önemli kesimi kadınların teşkil edeceği açıktır. Zira kepçelerin parçalayacağı duvarlar en çok kadınların teriyle sıvalıdır ve kadının yaşamı o duvarların arasında geçmektedir. Toplumsal olarak inşa edilen kadın kimliğinin “ev” ile olan duygusal bağı, bu bağı sonsuza dek koparmak isteyeceğimiz kadar, yoğundur. Kadınlar “zorunlu göç”ün yeni bir versiyonu olan dönüşüm saldırısının yaşamlarını ne yönde etkileyeceğini görebilmektedirler. Zira saldırıların öncelikli hedefi durumundaki mahalleler 60’lardan itibaren yoğunlaşan kırdan kente göçlerin sonucunda fiili durum yaratılarak kurulmuş bulunan mahallelerdir. Yaşadıkları yerden kopup kentlerin bir zamanlar pek de rağbet görmeyen bölgelerinde, gecekondu mahallelerinde hiç yoktan yeni bir yaşam var etmişlerdir. Şimdiyse “dişinle tırnağınla yaptığın evini bir üst gelir grubuna terk edeceksin” denilerek ikinci bir göç dayatmasıyla karşı karşıya kalmışlardır. Evin kadınla eşitlenmesi, kadına kendini var edebileceği tek alan olarak evin sunulması, kadın ile yaşam alanı arasında çok güçlü bağlar kurmaktadır. Saldırının yakıcılığını bu nedenle çok daha fazla hissedenler ve buna bağlı olarak şimdiye kadar gelişen direnişlerde en önde yer alanlar, en kararlı duruşu sergileyenler kadınlar olmuştur. Dolayısıyla kentsel dönüşüm saldırısı karşısında bir mücadele hattı örerken bu hattın asli bileşenleri olan kadınların özgüllüklerini göz önünde bulundurmak zorundayız.

Kentsel dönüşüm sürecinde kadınları örgütleyebilmek bizim açımızdan iki yönlü bir gelişim sağlayacaktır. Birincisi; kadınların faaliyete sunacağı katkıdır. Kadınları örgütleyebilmek, aileleri örgütleyebilmektir. Kadınları kazandığımız oranda güçlü ve yaygın bir örgütlenme faaliyeti yürütebiliriz. Bugün düzen partileri kadın kolları aracılığı ile oldukça yoğun bir örgütlenme çalışması yürütmekte ve bu çalışmalarının meyvelerini rahatlıkla toplayabilmektedir. Bunlar, kadın sorunu konusunda temsil ettikleri gerici anlayışa rağmen kadınları seferber ederek konumlarını güçlendirmektedirler. İkincisi ise faaliyetin kadınlara sunacağı katkıdır. Çelişkilerinin en yoğun olduğu “ev” (barınma, yaşam alanı…) konusu çerçevesinde yürütülecek tartışmalar ve barınma hakkından yola çıkan bir faaliyet içerisinde kadınların politikleşmesine önemli katkılar sağlanabilir. Bu noktada Kürt kadınlarının zorunlu göçler sonrası deneyimleri ön açıcı örneklerle doludur. Göç ettikleri yerlerde bir yandan Kürt kadınlarının üzerindeki baskılar yoğunlaşırken ve kadınlar daha fazla eve kapatılırken bir yandan da kadının politikleşmesinin ön koşulları ortaya çıkmıştır.

Semtlerde yürüttüğümüz çalışmalarda ilk temas ettiğimiz kesim, gazetemizi, bildirimizi götürmek için çaldığımız kapıları açan kadınlardır, Buna rağmen kadınlarla kurduğumuz iletişimin bu denli sınırlı oluşu örgütlenme problemlerimize dair önemli veriler sunuyor. Şayet kentsel dönüşüm saldırılarına karşı koyuşu örgütleyeceğiz diyorsak kadınları özneleştirmeden bu işi yapamayacağımızı anlamamız gerekiyor.