Cumartesi Ara 16

Referandumda bizler için “Hayır”ın anlamı

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Yeni Demokrat Kadın (YDK) olarak 15 Ocak günü Ankara’da gerçekleştirdiğimiz merkezi koordinasyon toplantısında geride bıraktığımız süreci değerlendirmekle beraber önümüzdeki sürece ilişkin tartışmalar yürütmüştük; bu tartışmalardan birisi de 2017 Referandumu olmuştu. “Hayır” kararı aldığımız toplantının ardından TBMM Genel Kurulu’nda anayasa değişikliği maddelerinin oylamalar sonucu kabul edilmesi ile birlikte referandum kesinleşti. Referandumun ne zaman olacağına dair ise Başbakan Binali Yıldırım, “Muhtemelen Nisan ayının ilk yarısında, 20’sine kadar uygun bir tarihte yapılacak” açıklamasında bulundu.

TBMM Genel Kurulu’ndaki oylamalar sırasında heteroseksizmin, türcülülüğün ve erkek zihniyetin yine ve yeniden üretildiğine sıklıkla şahit olurken parlamentonun erkek egemen sistemin bir aracı olduğu bir kez daha kendini teşhir etti. Kuşkusuz önümüzdeki günlerde devletin saldırı politikalarını en açık şekilde ortaya koyduğu 7 Haziran genel seçimi sonrası süreçle eşgüdümlü olacaktır. OHAL ve KHK’larıyla bu saldırı politikalarını boyutlandıran AKP’nin, referanduma ilişkin “Hayır” çalışması yürütenlere yönelik saldırganlığı bunun ilk belirtileridir.

Devletin içerisinde olduğu krizi katliam ve siyasi soykırım saldırıları ile atlatmaya çalıştığı günlerden geçerken kadınlara yönelik saldırılar da bunlara paralel artış göstermeye devam ediyor. 7 Haziran genel seçimi, TC devletinin ezilenlere açtığı savaşın miladı gibi görünse de yaşadığımız topraklardaki gelişmeleri Ortadoğu coğrafyasındaki gelişmelerden ayırt edemeyiz. Ortadoğu topraklarında Arap Baharı ile başlayan isyan dalgası her ne kadar emperyalist kuvvetler tarafından ezilenlere karşı bir fırsata dönüştürülse de bu isyanlar, sistemin içerisinde olduğu krizin apaçık göstergesidir. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının işaretini veren Gezi İsyanı da Ortadoğu topraklarındaki isyan dalgasından ayırt edilemez elbette ki. Kadınlar ve LGBTİ’ler “Vardık, varız, var olacağız” şiarını pratiğe geçirdikleri ve kendilerine dair söz söyledikleri bir alan olarak Gezi İsyanı’ndan bugüne sokaklara ve meydanlara akmaya devam ediyorlar. Öyle ki, ne 7 Haziran sonrasındaki katliam ve gözaltı-tutuklama operasyonları ne de OHAL bu sokağa çıkışı engelleyebiliyor. Diğer yandan bu isyanlar sonrasında Rojava Devrimi de kadının mağduriyetten direnişe evrilen tarihinin adı oldu. Tarihin DAİŞ çetelerine karşı direnen kadınları yazdığı Rojava Devrimi’nin yaşadığımız topraklardaki yansıması ise elbette ki gecikmedi. T. Kürdistanı’ndaki özyönetim direnişi şeklinde can bulan bu yansımada da yine direnen kadınlara şahit olduk. Yakın tarih pek çok örneğiyle kadınların devletin ve DAİŞ çetelerinin katliam ve zulmüne karşı direnişin öznesi olduğunu gösteriyor. Var olan gücün açığa çıkışı ile birlikte kadınlar yüzyıllardır hapsedildikleri dört duvar arasından sokağa çıkarak erkek egemen sistemin temellerini sallamaya başladılar.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ile muhalif her kesime saldıran, yaratmaya çalıştığı korku imparatorluğu ile halkın sokağa çıkışını sıfırlamaya çalışan AKP, açıkça “İtaat et, rahat et” söylemleriyle saldırı politikalarının temelini biat ettirmek üzerinden kurarken bu süreçte sokakları bırakmayanlar yine kadınlar oldu. Geçtiğimiz yıla oranla kadına yönelik şiddetin % 50 civarındaki artışı, cinsel şiddet ve kadın katliamı, kadınların yaşamın öznesi olma yolunda attıkları adımlara karşı biat ettirme politikaları olarak karşımıza çıktı-çıkmaya devam ediyor.

Böylesi bir süreçte Nisan ayında gerçekleşecek referandum için “Hayır” dememizin odağını erkek iktidarı zayıflatma amacı oluşturmaktadır. Her bir aracı ile beraber kadına dair olan her şeye saldıran erkek devletin politikalarını boşa çıkarmak, kadınların var olan potansiyelinin açığa çıkışını sağlamakla örülebilecek bu süreç, hiç kuşkusuz ezilenlerin mücadeleye olan inancını pekiştirme ihtiyacını da karşılayacaktır. Ezilenlerin mücadele hattının sindirilmeye-yok edilmeye çalışıldığı, biat ettirme politikaları eşliğinde ezilenlerin yıldırılmaya çalışıldığı içerisinden geçmekte olduğumuz günlerde var olan siyasi iktidara karşı birlikte karşı koyuş hiç kuşkusuz bu motivasyonu yükseltecek, yıldırma politikalarını da bir anlamda boşa düşürecektir.

Bu anlamda kadın kurumları olarak süreci birlikte örmek, kadın dayanışmasıyla 2017 Referandumu’nu karşılamak önemlidir. Alanlarımızda referanduma karşı ortak söz söyleyen kadın kurumlarıyla beraber platformlar oluşturmak, bu platformlarda birlik ve dayanışma ruhuyla çalışma yürütmek, önümüzde durmaktadır. “Hayır” bizler açısından sadece Başkanlık Sistemi’ne karşı bir anlam taşımamaktadır. Bizler erkek iktidarın bütün saldırılarına biat etmeyeceğimizi bir kez daha haykırmak için “Hayır” diyoruz.