Cumartesi Eyl 21

Gündemin en sıcak yoğunluğunda örgüt olmaya çalışmak

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

7 Haziran parlamento seçimi, ardından devletin müzakere sürecini sona erdirerek başlattığı Kürt halkına yönelik saldırı/savaş ve yine-yeniden 1 Kasım’da gerçekleştirilecek seçim gündemli yoğunlaşmış bir dönemdeyiz. Ülkenin genel atmosferinin yanı sıra sistemin kadına yönelik politikalarının sürece sürekli eşlik ettiği bu dönemde, dört bir yana yumruk sallamadan, kendi özgün gündemlerimizle sürecin gerekliliklerini bir arada yürütmeye çaba sarf ediyoruz.

Bu konuda çok da başarısız sayılmayız. Ancak devletin Kürdistan’da birçok ilçenin (Cizîr, Farqin, Nisêbîn, Gever vd.) önce abluka altına alınarak ardından katliamlar gerçekleştirdiği bu süreç açısından yaptıklarımızın hiç de yeterli düzeyde olmadığını da ortaya koymalıyız. Bu durumda, çocuklar başta olmak üzere her gün katliamlara uyandığımız, özel harekâtçıların Ekin Wan örneğinde olduğu gibi kadın gerillaların ölü bedenini teşhire yöneldiği, Hacı Birlik gibi panzerin arkasına bağlanarak ölülerimizi aşağılamaya çalıştığı, siyasi soykırım operasyonlarının günlük yaşamın bir parçası haline geldiği süreci karşılayan bir hareketliliğin yaşanmamasının da etkisi vardır. Bunun nedenleri ve bizim böylesi bir hareketlilik yaratma gücümüzün olmayışı şu anki konumuz değil elbette. Bizim açımızdan esas olan bu atmosferde nasıl davranacağımız, neler yaptığımız ve yapabileceğimizdir.

Barış İçin Kadın Girişimi’nin bu katliamların en yoğun ve uzun süreli yaşandığı yer olan Cizîr’e (ve dönüşte Farqin’e) gerçekleştirdiği ziyarete katılmamız, orada direnen kadınların gerçekliğini doğrudan gözlemlemek, onlarla aynı havayı soluyarak, birbirimizi güçlendiren etkileşimlerde bulunmak, direnen kadınların sesini diğer kentlere yaymak önemli bir faaliyet oldu bizim açımızdan.

Bu deneyim, kuşkusuz sadece bu ziyarete katılan kadınlarda kalırsa, hem direnen kadınlara hem de faaliyetimize haksızlık etmiş oluruz. Nitekim Barış İçin Kadın Girişimi, ablukaya alınıp katliamların yaşandığı yerlerdeki halkın sesini sokaklara taşıma konusunda bizim de içinde yer almamız gereken (yer aldığımız) eylemler gerçekleştirmekte. Yeni Demokrat Kadın olarak, bu çabayı yükseltmekle sorumluyuz.

Bu noktada subjektif sorunumuzun kökü ise, hala bir örgüt olamamakta yatıyor. Kamp faaliyetinde de tartıştığımız önemli bir noktaydı bu konu. Zira ne kadar bir araya gelirsek gelelim, ne kadar doğru belirlemeler yapıp, faaliyet planı çıkartırsak çıkartalım, bir örgüt olamadığımız sürece bunların bir anlamı olmayacak, başarılı olma şansımız daha baştan ortadan kalkacaktır.

Örgüt olmak derken, çok büyük yükümlülüklerden vs. bahsetmiyoruz. Sonuç olarak örgüt dediğimizde, ilk akla gelen bir merkezinin olmasıdır. Bizim açımızdan bu merkez, yaptığımız merkezi faaliyetlerde bir araya gelen kadınları ifade etmektedir.

En kapsamlı süreç değerlendirmeleri yaptığımız, kararları en ortak aldığımız alanlar, koordinasyon toplantıları, merkezi konferans, atölye vb. çalışmalar ve yaz kampında olduğu gibi bir araya gelişlerimizdir.

Öncelikle buralara katılım son derece önemlidir. Hem alanlar bazında hem de merkezi olarak yaptığımız toplantılara katılıp kadın politikalarımıza dair söz söylemek, önerilerde bulunmak, tartışmak, kararlar almak vs. açısından tüm kadınların sesine ihtiyacımız olduğu açıktır. Diğer yandan, birçok bölgede bu toplantılara katılımın olmadığı alanlarda da Yeni Demokrat Kadın faaliyeti yürütülmekte, (bu her ne kadar önemli bir ihtiyacın göstergesi olarak olumlu bir durum olsa da) merkezi tartışma ve kararlarımızdan kopuk olarak yürütülen bu çalışmalar bir süre sonra örgüt olabilme çabamızı zayıflatan bir yerde durmakta.

Mümkün olan en geniş katılımla yaptığımız ve dolayısıyla bu şekilde aldığımız kararların, toplantılarımıza icap etmeyen alanlarda yürütülen YDK çalışmasıyla zafiyete uğradığını kabul etmeliyiz. Hepsinin ayrı gündemleri olan, birbirinden haberdar olmayan alanların bulunduğu yerde bir örgütten bahsetmek mümkün değildir. O zaman bu şekilde işleyen sürece bir son vererek, sözümüzü-eylemimizi birleştirmek zorundayız.

İkinci olarak, gündemlerimizin, önümüzdeki sürecin faaliyetlerinin birlikte belirlendiği toplantılarımıza katıldığı halde, alanlara döndükten sonra bu kararların kadın kitleleriyle ya da alanda örgütlü olan kadınlarla paylaşılıp ortak kararlar haline getirilmesinde yaşanan sıkıntı da önemlidir. Bizim tüm toplantılarımız, ama özellikle de merkezi olarak yaptığımız ve sık sık görüşme şansımızın olmadığı yoldaşlarımızla zaman geçirdiğimiz toplantılarımızın keyfini, bize verdiği gücü katılan tüm kadınlar kabul eder herhalde. Bu çok önemli. Ancak diğer yandan, bizi bir araya getiren zemini boşa düşürdüğümüz oranda bu toplantıların da anlamı azalacaktır. Ve yukarıda toplantılarımıza katılmayan ve fakat YDK faaliyeti yürüten yoldaşlarımızın durumundan pek de farklı bir sonuç çıkartmayacaktır ortaya.

Örgüt olabilmek için öncelikle bunun ihtiyacını görmek, hissetmek gerekir. Bu, hem bireysel olarak bir örgütlenme içinde yer alıp almama kararımızda hem de birlikteliğimizin örgütlü faaliyete dönüşmesi anlamında önemlidir.

Hiç kimse, ihtiyaç duymadığı bir örgütlenme içinde yer almaz. Ezilenin ezileni olarak kadınların hepsinin bir örgütlenme ihtiyacı kesin olmakla birlikte, toplumsal cinsiyet rollerinin labirentlerinde gizli kalmış bu ihtiyacı ortaya çıkartacak ve doğru bir şekilde karşılanmasını sağlayacak olan bizleriz. Kadınlar, çok büyük oranda ezilmişliklerinin, baskı altında bulunuşlarının farkındalar, yaşamlarından memnun değiller ve bu şekilde yaşamak istemiyorlar; mesele bu farkındalığı, memnuniyetsizliği vs. örgütlülüğe çevirmektir. Elbette bunun için de bir örgüt olmak şarttır.

Bizler Yeni Demokrat Kadınlar, çalışmanın başlangıcından bu yana, bu ihtiyacın ürünü olarak tartışmalara başladık; bizi bu alanda tutan, nefes aldıran nokta, bu ihtiyacın sonucudur. Var oluşumuzu buradan tanımlayan kadınlar olarak, kurtuluşumuzun yolunda önemli bir adım atmış bulunuyoruz. Bireysel olarak, bu çalışma bize çok şey kattı, yaşamlarımızı değiştirdi, bakış açımızı doğru bir noktaya çevirdi, yaşadıklarımızın nedenlerini, nasıllarını bu çalışmayla gördük. Nefes alabildiğimiz “özgürlük alanları” oluşturmak çok önemli bir adımı ifade etse de bireysel olarak kurtuluşumuzu sağladık demek elbette mümkün değil, zira aynı zamanda gerçek kurtuluşun sosyalizm olduğunun da bilincinde olan kadınlarız biz.

Ancak, bir yanıyla bu “özgürlük alanı”nın “diğer” kadınlardan kopuşa da neden olabileceğini şimdiden tartışmalıyız. Zira örgütlenmeye duyduğumuz ihtiyaç karşılandığı oranda örgüt olmanın önemi, bütün kadınların kurtuluşu-özgürleşmesi hedefi daha da netleşmeli bilinçlerimizde. Aksi takdirde, çokça eleştirdiğimiz bireysel kurtuluşu ön plana çıkaran kimi feminist akımlarla aramıza çizdiğimiz kalınca çizgi belirsizleşir.

Diğer yandan demokratik bir örgütlenme olarak, YDK, içinde birçok farklı görüşü, bakış açısını, örgütlenme tarzını vs. barındırabilecek kapasiteye ulaştığı oranda gerçek bir örgüt olabilecektir. Aynı cümleyi tersten kurmak da mümkündür. YDK’nın, farklı görüş, bakış açısı ve örgütlenme tarzlarını kapsayabilmesi için bir örgüt olması şarttır. Tüm toplumsal, demokratik vb. örgütlenmeler için geçerli olan bu gerçeklik kadın örgütlenmesi için çok daha önemlidir. Tek bir yönteme hapsolan, örgütlediği kadınları tektipleştirmeye çalışan, homojen bir kütle olma yolunda ilerleyen hiçbir kadın örgütü başarılı olamaz. Bizler kadının yaratıcılığını öldürmeyi değil, aksine önündeki engelleri birlikte temizleyerek geliştirmeyi ve tüm kadınlara mal etmeyi önemsiyoruz.

Farklılıklarımızla birlikte olmanın örneğini gerçekleştirdiğimiz kadın kampına katılan yoldaşlarımız tanık oldular. Dar bir kadın kitlesiyle gerçekleştirdiğimiz kampta dahi, çok farklı yaşamlardan gelen, farklı yaklaşım ve bakış açılarına sahip kadınlarla güzel-verimli bir birlikteliğe imza attık ve ortaklaşabildik. Bu noktada kamp komisyonumuz (belki farkında olarak, belki olmayarak) bu farklılıkları tek bir program çerçevesinde birleştirerek örgütlemeyi başardı. İşte bizim de yapmamız gereken, bu küçük örneği-başarıyı tüm örgütlenme biçimimize uygulamak olmalıdır.

Öyle bir örgüt yaratabilmeliyiz ki, tüm kadınlar kendilerinden bir şey bulabilsin bu örgütlenmede. Ya da öyle bir örgüt yaratabilmeliyiz ki; tüm kadınlar kendilerinden bir şey bulamasa dahi beklentilerini-taleplerini kendilerinin yaratabileceği bir alan açabilsin. Bu örgütte, kimse sözünün-fikrinin bastırıldığını, değersizleştirildiğini, dışlandığını görmesin.

 

Bu zenginliği, bu farklılıkları tek bir çatı altında toplayabilmek için güçlü bir örgüt gerekir. Bu örgütün bunu başarabilmesi için kampta da ortaya koyduğumuz birbirimize yaklaşım ilkelerini uygulaması yeterlidir. Birbirini eleştiren ama yargılamayan, farklı fikirleri tartışan ama mahkum etmeyen, soran ama sorgulamayan vs. tarzı uygulayan bir örgüt hepimizi kapsayabilir, güçlenebilir.