Perşembe Ara 12

İnsanlık suçu ensestin çözümü kanun değişikliği mi?

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Kökeni binyıllar öncesine dayanan “ensest” kelimesinin Latince aslı incestus olup sıfat olarak pis, kirlenmiş, temiz olmayan anlamına gelmektedir. Ayrıca tanrılar karşısında da ahlaksız, uygunsuz, iffetsiz, suçlu karşılığında da kullanılmaktadır. İsim olarak da kirlilik, iffetsizlik, uygunsuzluk demektir. Dilimizde karşılığı olmayan bu kelime Arapça’da fücurla karşılanmaktadır. Osmanlı-Türkçe sözlükte fücur; günah, zina olarak karşılık bulmaktadır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise; günahın her çeşidi olarak ifade edilmektedir.

Bugün bu terim toplumumuzda “evlenmeleri, ahlakça ve hukukça, dince yasaklanmış (nikâh düşmeyen) yakın akraba olan kadın ile erkeğin cinsel ilişkide bulunmaları” anlamında kullanılmaktadır. Günümüzde toplumsal değer yargıları ve bu yargıları oluşturan ekonomik ilişkiler sebebiyle sır gibi saklanan, örtbas edilen; en çok genç kadınların ve çocukların istismarı demek olan ensestin,  çoğu zaman sır gibi saklanmasına rağmen her 4 evin birinde yaşandığı tespit edilmiştir.

Doğru bilinen yanlışlar…

Yaşanmış ve yaşanan hemen hemen tüm örneklerde ise görmekteyiz ki; bu olayların sanıldığı kadar vahim olmadığının düşünülmesi ve ortaya çıkmasının “namus” ile ilişkilendirilmesi, yaşananların açığa çıkmasının önündeki en büyük engellerdendir. Ayrıca doğru bilinen bazı yanlışlar ise, asıl sorumluları aklamakta ve vicdanlara serin sular serpmektedir. Bu yanlışlar şöyle sıralanabilir:

* Olaydan kurban çok az zarar görür.

* Bu tip olaylardan en büyük sorumlu kapasitesiz, isteksiz, rolünü yerine getirmeyen annedir.

* Bu durumdaki erkek doğal olarak evin içindeki diğer dişiye döner yani bu koşulları hazırlayan annedir.

* Çocuklar bunu yetkililere bildirdiğinde genellikle yalan söylemektedirler.

* Bu tür olaylar genellikle çocukların geniş hayal gücünün ürünüdür.

* Olayın aydınlatılması için çocukların üzerine gitmemek gerekir. Çok büyük psikolojik zedelenme oluşur.

* Cinsel istismarda en iyi yapılacak hareket olayın üzerine gitmemek ve kendi haline bırakmaktır.

Peki ya kanunlar ne diyor?

Güya hukuk devleti olan ülkemizdeki anayasanın 38. Maddesindeki “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda göstermeye zorlanamaz.” hükmü, devletin yaşanan acıları pek de umursamadığını göstermektedir. Bu maddeyle çeliştiği için “suçluları” cezalandıramayan asıl madde (278) bir kadın savcının başvurusuyla yeni bir düzenleme yapılmak üzere geçtiğimiz günlerde iptal edilmiş. Yalnız 38. Maddeye dokunulmamıştır, bu da çözümde ne kadar samimi (!) olunduğunun en açık beyanıdır.

Ancak ensestin bu kadar yaygın olmasının dayanağı bu kanun muydu ki, çözümü de yine bir kanun olsun?

Sanmıyoruz ki bu istismarı yapan kişiler; “Nasıl olsa koruyucu bir kanun var, o halde bu suçu işleyelim” diyorlardır.

Toplumda işlenen suçların bu kadar yaygın olması ve her geçen gün daha da yaygınlaşmasının esas nedeni kanunlar olmadığı gibi, ne kadar “caydırıcı” olursa olsun çözüm olmayacaktır.

Çünkü egemenlerin ekonomik çıkarlarının, bu bağlamdaki politik uygulamalarının toplumu ve bireyleri suça itmesi, yozlaşmayı ve yozlaştırmayı bu kadar yaygın hale getirmesi kaçınılmazdır. Ayrıca bu oranın ülkemiz gibi feodal üretim ilişkilerinin hala yaygın olduğu coğrafyalarda bu denli artmasının da tesadüf olmadığı bilinmelidir.

Kökeni binyıllar öncesine dayanan aile içi taciz/tecavüzün yaygınlığının sebebi meşrulaştırılamayacak olan 38. Madde olmadığı gibi, çözümü de değiştirilecek olan 278. Maddede olamaz. Egemen sistemin yarattığı tüm kirliliğin çözümü ancak ve ancak mevcut ekonomik düzenin alaşağı edilmesiyle gelebilecektir.

Yararlanılan kaynaklar:

POLAT. Oğuz. 2001

www.adlitip.org.tr, www.huhuki.net