Pazar Ara 08

25 Kasım’da Haklarımıza, Kazanımlarımıza Alanlarda Sahip Çıkıyoruz!

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

 

Adları hafızalarımızdan hiç silinmedi. Üç direniş meşalesi, üç kız kardeş; Mirabel kardeşler...

Onlar Dominik Cumhuriyeti faşist diktatörüne karşı verdikleri eşitlik ve özgürlük mücadelesi ile “Mirabel Kardeşler” olarak adlarını tarihe kazıdıkları günden bu yana kadınların sınırsız direnişinin simgeleri oldular. Mücadelelerinde öyle tavizsiz ve kararlıydılar ki, faşist diktatör Trujillo onların kendisi için büyük bir tehdit olduğunun farkındaydı. Öyle ki, “Mirabel Kardeşleri” terörist ilan ederek defalarca hedef gösterdi, tutuklattı. Tüm baskı uygulamalarına karşı mücadeleden ödün vermemeleri üzerineyse, 25 Kasım 1960’da Trujillo yanlılarınca arabalarının önü kesilerek işkenceyle katledildiler. Bu tarihten itibaren “Kelebekler” kadın mücadelesinin meşaleleri oldular. Trujillo ve benzerleri ise kaçınılmaz sonu yaşadılar ve tarihin çöp konteynerlerinde çürümeye mahkûm oldular.

Bugün kadınlara dönük her türlü şiddetin isyan adı olarak tarihe kazındılar… Bugün dünyanın dört bir yanında kadınların kısılmaya çalışılan sesi ve direnişi Mirabel kardeşlerin rengiyle tarihine adını yazdırdı.

Yine devlet şiddetinin her türlüsünün en boyutlu şekilde yaşandığı bir yılı geride bırakırken 25 Kasım’ı karşılıyoruz. Devlet içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik kriz halini aşmak bütün ezilenlere dönük çok yönlü bir şiddet eylemi içerisine girmiş durumda.

Bu zihniyetin ürünü olan ekonomik krizin derinleşmesine paralel yansımaları da toplumun bütün kesimlerinde derinlikli olarak yaşanmaktadır. Son dönemde sıkça duyduğumuz intiharları bu durumdan bağımsız tartışamayız. Bu intihar örneklerindeki erkekler yaşamlarına son verirken dahi kadın kimliğine ve iradesine kastetmektedirler.

Ekonomik açıdan dibe vurmuşluğunun üstünü örtmeye çalışan devlet savaş politikalarına sarılıyor.

Ülkede ezilenlerin öfkesini sindirmek, mücadelesini bastırmak için uyguladığı savaş politikaları, devletin her sıkışmışlık döneminde yaptığı gibi sınırları aşmış durumda. Ülkedeki ekonomik ve siyasi kriz halinin bir yansıması olarak Kuzey-Suriye’ye dönük saldırısı devreye girdi. Bu saldırı çetelerle işbirliği sonucu katledilen Hevrin Halef örneğinde olduğu gibi kadınları doğrudan hedef alan bir saldırıdır.

TC’nin savaş ortamında ilk hedefi öteden beri kadınlar olagelmiştir. Devlet bütün krizlerini kadınlara dönük saldırılarla eşgüdümlü ele almayı gelenek haline getirmiş durumda.

Bunun bir yansıması Kürdistan’da Eş Başkanlığı hedef alarak kadınları güçlendiren, özneleştiren alanlara yönelik saldırılarında kendini göstermiştir.

 

Yine Kadınların Eş Başkan olarak bulunduğu yerlerde, yerel yönetimlerde kadınları güçlendiren Kadın Merkezlerini kayyım tarafından geçtiğimiz dönem olduğu gibi bu dönemde kapatılan ilk saldırıların hedefi oldu. Çünkü devlet kadınların bulunduğu yerdeki hakkı veya kazanımının bulunduğu bölgeden bağımsız başka bir kadını güçlendirdiğini bilmektedir.

Yine bunun bir yansıması olarak nafaka hakkının gaspı ve çocukların istismarcılarla evlendirilerek istismarcılara cezasızlığı armağan olarak sunan yargı paketi savaş gündeminin ortasında bilinçli olarak yeniden karşımıza çıkarılıyor.

En son 2016’da yine benzer bir siyasi atmosferde karşımıza çıkan bu saldırılara kadınların ortak mücadelesi ile karşı koymuştuk ve devlet geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Şimdi devlet bir kez daha şansını denemektedir. Her türlü direnişi savaş atmosferinde ırkçılığı, milliyetçiliği körükleyerek sindirmeyi hedefleyen devlet kadınlarında susacağını ve “evlerine” döneceğini umuyor. Kazanılmış haklarımızı gasp edeceğinin hayalini kuruyor. Erkek egemen sistemi bu hayalinden bir kez daha 25 Kasım vesilesi ile direnişle uyandıracağız.

“Eş başkanlık mor çizgimizdir” diyerek savunmaya devam edeceğiz, kapatılan kadın merkezlerini ısrarla ve inatla yeniden açacağız, açan kadınlarla dayanışma içinde olacağız. “Kadınların Nafaka hakkına dokundurmayız” diyerek mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. “Kadın Cinayetlerini Acil Önle” şiarıyla 6284’ü uygulanması için, İstanbul Sözleşmesinin uygulanması için mücadelemizi kadın dayanışmasının alanlarda hayata geçirerek sürdüreceğiz.

Kadınlara yönelik fiziksel cinsel ve her türlü şiddetin, rakamlara sıkıştırılmaya çalışılan hayatlarımıza kastedilme halinin sebebin bu zihniyete karşı bulunduğumuz her alanı isyanın rengine çevireceğimizi yineliyoruz.

20 Kasım’da Hande ve Didem’i Anıyoruz

“20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Haftası”nın 12. yılındayız. Trans kadın ve erkeklerinde yaşam ve mücadele içerisinde var olma savaşlarının sembolü olan bu hafta da bir kez daha Hande Kader’i, Didem Akay’ı ve diğerlerini anıyoruz. Cinsiyet dönüşüm hakkı için hapishanede direnen Buse’yi ve mücadelesini 20 Kasım vesilesi ile selamlıyoruz.

Homofobi, transfobi ya da erkek şiddetinin onlarca türü bizi yıldıramayacak. Karşılığında bir dizi bedelin ödendiği haklarımızı bir çırpıda gasp edemeyecek. Hayatlarımızın rakamlara sıkıştırılmaya çalışılmasına izin vermeyeceğiz.

Şiddetin her türlüsünün boyutlu bir şeklide karşımıza çıkarıldığı bir dönemde 25 Kasım’da seslerimizi birleştirerek, sokaklarda olacağız. Erkek egemen sisteme geri adım attıran dayanışmamızı büyüteceğiz.

Şili’deki, Bolivya’daki, İran’daki, Rojava’daki kadının isyanı isyanımızdır, güç alıyoruz, güç vereceğiz.

Kadınlar Birlikte Güçlü

Yaşasın Kadın Dayanışması

Yeni Demokrat Kadın