Cuma Ara 15

YDK aktivisti “Tek bir kadın, tüm mahalleyi değiştiriyor”

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü öncesinde erkek egemenliğinin kadın karşıtı politikaları ve kadın mücadelesi üzerine gazeteci Tuğçe Kara tarafından YDK aktivisti Sevda Erkılınç ile yapılan ve Yeni Özgür Politika’da yayınlanan röportajımız: “Bazen, tek bir kadın tüm mahalledeki kadınları değiştiriyor. Çok daha büyük ve etkili dayanışma eylemlerine ihtiyacımız var. İşte tam da bu yüzden, bu cumartesi kadınların daha çok sokağa çıkması lazım.”

 

Yeni Özgür Politika’da yayımlanan röportajımızın tam metni şu şekilde;

Tek bir kadın, tüm mahalleyi değiştiriyor

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde, “Bu yasalar böyle geçmez” kampanyası içerisinde yer alan Yeni Demokrat Kadın aktivistlerinden Sevda Erkılınç’la devletin kadınlara yönelik politikalarını, baskı ve korku ortamını, düzenlenen yasaları konuştuk.

 

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da AKP’nin kadın karşıtı politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Savaş başlarken özellikle kadınlara ve kadın örgütlerine yöneldi devlet. Bunu en basit haliyle Paris’te üç kadın siyasetçinin katledilmesinde gördük. Savaş başladıktan sonra da ilk icraatları kadın kurumlarına, eşbaşkanlık sistemine ve belediyelere saldırmak oldu. Erkek kayyumlarla, kadınların mücadeleyle elde ettiği tüm kazanımları, kadınların ellerinden almaya çalıştılar, hâlâ da çalışıyorlar. Çoğu kadın derneğini başka başka kurumlara ya da binalara çevirdiler. Gözaltı ve tutuklama furyasına baktığımızda da bunun büyük çoğunluğunun kadınlardan oluştuğunu görüyoruz, somut olarak da bu göze çarpan bir veri zaten. Elbette bunun nedeni anlaşılır bizim açımızdan. Topluma yansıyan bir kadın isyanı var. Kadınlar, uzun zamandır eylemin ve direnişin içindeydi. Bu, 15 Temmuz’dan sonra da böyle devam etti, OHAL’den sonra da. Kadınların eylemlilik gücünü ve direnişini hiçbir baskı mekanizması etkileyemedi. Onlar da biliyor ki kadınlar bir araya geldiğinde daha güçlü. Bu yüzden bir arada olduğumuz, sesimizin daha gür çıktığı her yer onlar için bir tehlike unsuru.


OHAL ve kayyumların kadın yaşamına ve örgütlülüğe yansıması nasıl oldu?

Kayyum atanan dernekler ve belediyeler, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanması açısından önemli alanlardı. Eşitliği sağlıyorlardı, diyemeyiz. Erkeklerle o kadar eşit değiliz ki, dernekle veya eşbaşkanlıkla doğrudan bir eşitlik kurulması mümkün değil. Ama ne oluyordu? Kadınların söz hakkı oluyordu. Yönetimde, yerelde, mahallede, mecliste… Kayyumlardan sonra ne oldu? Devlet, kadınların hayatlarına doğrudan müdahale etmek istediğini ve onları eve kapatmak, aile ortamına hapsetmek istediğini gösterdi. Kadınların işlettiği çamaşırhaneler dahi “terör faaliyeti” kapsamında kapatıldı. Tüm bunlara rağmen hâlâ istediklerini alamadılar. Dernekleri kapatmış oldular ama kadınlar çekilmedi sokaktan, direnişten de vazgeçmemiş oldular. OHAL’den sonra en kitlesel eylemler kadınlar tarafından örgütlendi yine. Kadınlar yan yana durmanın derdinde oldu hep. Devlet daha sert saldırınca, kadınlar da daha sıkı kenetlendi birbirlerine. Çünkü direkt yaşam hakkımıza müdahale edildi ve bu müdahale yüzyıllardır sürüyor.

Kürdistan dışında, bu erkek-devlet şiddetinin Türkiye’ye yansıması ise gözaltı operasyonlarında ve cezaevlerinde görünür oldu. Gözaltında ve hapishanede şiddet, işkence olağan hale geldi. Aynı şekilde karakolda çıplak arama dayatması olağan bir ritüel haline geldi. Gözaltına alınan kadın arkadaşlarımıza aklınıza gelebilecek tüm hakaretleri, küfürleri ediyorlar. Bu, bize göre bir tür korku cumhuriyeti yaratma ve mesaj verme çabası. Örneğin 8-9 ay önce arkadaşımız Aslı Ceren Aslan, Suriye ve Rojava’daki gelişmeleri takip etmek için gittiği Urfa’da gözaltına alınıp, sınır ihlali ve örgüt üyeliği suçlamalarıyla tutuklandı. Gözaltında çıplak aramaya maruz kaldı ve darp edildi. Sonraki dönemde de birçok kadın gözaltında benzer uygulamalara maruz kaldı.

Aynı şekilde arkadaşımızı hapishanede ziyaret etmek isteyen ailesi de çıplak arama muamelesine maruz kaldı. Hapishanelerdeki kadın arkadaşlarımız için de diyebiliriz ki, işkence görmeleri çok normalmiş gibi davranılıyor. Elazığ hapishanesindeki işkence, ana akıma tabii ki girmedi; ama muhalif medyada da çok yankı bulmadı. Bu hapishane Kürdistan’daki özel hapishanelerden biri. Yüksek güvenlikli, dışarıya hiçbir zaman çok haber ulaşmıyor. Yaklaşık bir hafta önce aldık biz bunun haberini; ama haftalarca haberdar olmayabilirdik. Çünkü hapishanedeki örgütlü insanların en ufak itirazı dahi ceza sebebi sayılıyor ve keyfi olarak, içerideki arkadaşlara haberleşme ve iletişim cezaları veriliyor. Bu cezalar yüzünden doğrudan iletişim imkânlarımız, yok denecek kadar az. Aynı şekilde, iletişim engellemelerinden dolayı sürgün-sevklerden de çok sonra haberimiz oluyor, başka hapishaneye sürgün edilen tutsakların haberini bir ay sonra alıyoruz.


Yeni eğitim sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Değişen müfredat, kitaplarda yer alan ifadeler ve cinsiyetlere göre ikiye ayrılan sınıflar nasıl bir eğitim sistemi kuruyor?

AKP’yle birlikte eğitimdeki cinsiyetçilik iyice yoğunlaştı. Eğitim sistemi çöktü denilecek düzeyde. Eğitim dışında topyekun bir ayrımcı sistem de ördüler. Örneğin pembe taksi, pembe vagon, pembe tramvay… Biz bugüne dek bu mücadeleleri pembe bir aracın içinde taşınmak için mi verdik, erkek ve kız çocukları sınıflarda ayrı ayrı otursunlar diye mi? Kitapları komple değiştirdiler. Müfredat tamamen yenilendi. Yeni müfredata kısa bir göz attığınızda dahi görüyorsunuz ki kadınları ikinci sınıf insan yerine koyan bir algı hakim. Yemek yapan, çocuklarına bakan, evinde kocasını bekleyen “anne” yine kadın. Açık öğretim kitaplarında da örneğin feministleri aşağılayan, karalayan ifadeler yer alıyor. Okul servisinde bile çocukları cinsiyetlerine göre ayırıyorlar. Tabii uygulanmaya çalışılan pratikler de var sırada.


Önümüz 25 Kasım. Ne söylemek istersiniz?

OHAL’den sonra sokaklarda hareketlilik çok az; ama kadınlar her zaman sokaktaydı. 15 Temmuz’dan sonra sokağa ilk çıkanlar, yine kadınlardı. Müftülük Yasası’na karşı onlarca eylem yaptık ve bunların hepsi kitlesel eylemlerdi; ama yasa yine geçti. Çünkü gerek medya sansürü gerek mahalledeki kadına ulaşamama sorunundan, yine bir “grup” kadın sokaktaydık; ama unutmayalım ki bu yasa hepimizi etkiliyor. Sokakta vurguladığımız hep buydu, bu yasa her kesimden kadını etkileyecek. Merkezdeki eylemler kadar mahallede de etkili olabilseydik bu yasa bu kadar rahat geçmeyebilirdi. Ve baktığınızda, bazen tek bir kadın tüm mahalledeki kadınları değiştiriyor. Çok daha büyük ve etkili dayanışma eylemlerine ihtiyacımız var. Bu koşullarda 25 Kasım’a hazırlanıyoruz. İşte tam da bu yüzden, bu cumartesi, kadınların daha çok sokağa çıkması lazım. T.C’nin kendi yasalarında yasallaşmış oluyor müftü nikâhı ve buna cevap vermek gerekiyor.