Cuma Ara 15

Erkek iktidar parçalarını domino misali peşpeşe yıkacağız!

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

Saray Güven, ormanlık bir alanda yüzü tanınamaz halde öldürülmüş olarak bulunduğunda erkek egemen sistem içinde sıkışmışlığımızı ve boğulduğumuzu yeniden hatırladık. Her kadın cinayeti gibi bu cinayet de bilincimizin sınırlarını bir yanıyla zorlamış –zorlama hali bir an olsun erkek iktidar parçalarının her yerde karşımıza çıkabileceğini unutabiliyor olmamızdan geliyor- bir yanıyla erkek şiddetinin her zaman her yerde boy verebileceğini göstermişti. Yaşadığımız coğrafyaya oranla yaşam standartlarının “daha iyi” olduğunu düşündüğümüz başka bir coğrafya da kadın kimliğimizden dolayı bizim için coğrafi, sosyal, siyasi bir fark yaratmıyordu.

Güven’in kaybolmasının ardından birkaç hafta boyunca erkliğin gölgesini yücelten haberler düşmeye başladı. Saray Güven yalnızca bir kadın. Yalnızca bir kadın olmak –dünyanın neresinde olduğun önemli değildir- nefes alırken dahi erkek iradesine danışmak zorunda olmamız için yeterli. Kaldı ki Saray Güven, katili Hayreddin Tandoğan’la kaybolmadan yakın zaman önce birlikte görülmüştü ve Hayreddin Tandoğan eski sevgilisiydi. Tüm bunlar erkliğin önüne çekilmiş bir perde, onu aklayacak bir sebep niteliğindeydi.

 

Nefes almak için erkek iradesine danışmayacağız

Geçmişten bugüne kadın, erkliğin gölgesinin yüceltilebilmesi için metalaştırılmaya çalışılırken o gölgeyi aydınlıkla boğmaya çalıştığında nefes alması tercih edilmiyor. Saray Güven de eski sevgilisinin baskıları karşısında “ayak direyince”, “ben erkeğim ve bu yüzden güçlüyüm” diyen iktidarın “gururunu incitmişti”. İncinen gurur, bir erkek iktidar parçasına ait olduğundan kendi sisteminin ona sunduğu nimetlerden yararlanarak yine sistemin ürettiği yöntemlerle gururuna karşılık bir can almak zorunluluğu hissediyordu. Bununla beraber Hayreddin Tandoğan’ın “psikolojisinin bozuk olması” da onu bir hayli “duygusallaştırmış” olacak ki öldürüvermişti Saray Güven’i! İktidar parçasının psikolojik sorunlarının olması, erkek iktidarı yıkıp özgürleşme mücadelemizde hiçbir zaman belirleyici olmayacak. Eğer her kadın cinayeti işleyen, kadın yaşam alanlarını baskılayan, tacizci ve tecavüzcünün psikolojik sorunlarının olduğu fikri birilerine gerçekçi geliyor olsaydı akıl hastaneleri erkek iktidar parçalarıyla dolup taşardı. Bu durum kimileri için kadını yermek için bir bahaneden öte değil. Kaldı ki her alanda susturulmaya çalışılan, sistemin çizdiği çember içinden çıkamayan, tacize, tecavüze uğrayan, her an ölümle karşı karşıya olan bizleriz. Bu durumda en çok psikolojik zedelenmeyi yaşayanlar da bizleriz. O zaman bizler de önümüze çıkan her erkeği öldürme hakkına mı sahip olmuş oluyoruz? Oysa bizim derdimiz sizin cinsiyet kimliğinizle değil yarattığınız kokuşmuş iktidarınızla!

Bizler için Saray Güven ilk değil. Erkek iktidar parçaları yerle bir edilmedikçe de son olmayacak. Yaşam alanlarımız ve yaşam hakkımız gasp edilmeye devam edecek. Gasp anlayışının erk iktidardan çıkıyor olmasının bilincinde olarak yaşama dair tüm haklarımızı koruyabilmemiz örgütlü bir kadın mücadelesinden geçiyor. Nasıl ki tüm dünyada erkek egemen sistem, bir bütün örgütlülük çerçevesinde iktidarını korumanın yöntemlerini üretiyor ve uyguluyorsa bizler de o iktidarı darbelerle yıkmanın kadın mücadelesi içerisinde örgütlenmek ve yaşamın her alanında kadın mücadelesinin yöntemlerini geliştirmek zorundayız. Bizler yaşamlarımızla tehdit ediliyoruz. Şiddetin ve baskının her halini biliyoruz, tanıyoruz.

 

“Saray Güven’le katledilip bilincimizle yeniden, daha güçlü doğuyoruz”

Bugün kadın mücadelesi içerisinde örgütlendiğimizde ne kadar güçlü olduğumuzun farkındayız.  Geçtiğimiz hafta şort giydiği için Ayşegül Terzi’ye saldıran Abdullah Çakıroğlu’na 3 yıl 10 ay hapis cezası verildi. Her ne kadar medyada “bu cezayı veren” hakime minnettar ifadeler kullanılsa da bu kazanım biz kadınların birlikte örgütlü mücadelesinin bir ürünüdür. Meydanlarda çıkardığımız örgütlü her bir ses, yayınlarımızdan ilettiğimiz her bir mesaj bu sistemin erkek hukukunu köşeye sıkıştırmıştır. Her ne kadar verilen ceza, erkek şiddeti karşısında özsavunma gösteren bir kadına verilen “ceza”ya oranla ufak kalsa da ufak kazanımlar, mücadele içerisinde daha büyük kazanımlar elde edebileceğimizin teminatı olmuştur.  Dolayısıyla Saray Güven’in katledilmesinin ardından da yapılan her eylem, çıkarılan her ses bir başka Saray Güven’in yaşam hakkını sigortalayabilmemiz anlamını taşıyor. Bir başka Saray Güven’in yaşam alanının baskılanmasını önlemek adına erkek iktidar parçalarını un ufak edebilmemiz anlamını taşıyor. Saray Güven’le katledilip bilincimizle yeniden, daha güçlü doğuyoruz.

 

“Kadın özgürlük mücadelesi yolunda el ele yürüdüğümüzde, dünyadaki tüm erkek iktidar parçaları domino misali peş peşe yıkılacaktır”

Dünyayı kendi tahakkümü altına almış olan bu sistemi, örgütlü kadın mücadelemizin sınırlarını ortadan kaldırarak yıkabiliriz. Onların sevgilerine, korumalarına, onaylamalarına muhtaç değiliz. Onların bizleri denetim altında tutabileceği tüm feodal mekanizmaları bir bir parçalamak zorundayız. Nasıl ki onlar erklikte sınır tanımıyor, yaşamımızın her alanını bizlere zindan ediyorlarsa bizler de esareti bilincimizde parçalamalıyız. Onların yaymaya çalıştığı korkuya biat etmek de bizi esaretten kurtarmayacak. Nefes almak için erkek iradesine danışmayacağız. Örgütlü kadın özgürlük mücadelemiz, özgürlüğümüzü kazanana kadar suni teneffüs niteliğindedir. Kadın özgürlük mücadelesi yolunda el ele yürüdüğümüzde, dünyadaki tüm erkek iktidar parçaları domino misali peş peşe yıkılacaktır.

(Bir YDK’lı)