Çarşamba Eki 18

(Deneyim) 14 Şubat da neymiş efem? Kadınlara, kadın dayanışmasına güvenin!

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

14 Şubat ‘Sevgililer Günü’ diye tüm dünyanın kabul ettiği gün yazıyorum bu yazıyı. Kadınların sevgilerinin, aşklarının nasıl da toplumsal olduğunu anlatmak istiyorum. Bir de bu toplumsal rollerden nasıl kadın dayanışmasını, kız kardeşlik ruhunu yaşattığımızı da, bir kadın arkadaşımla beraber bundan bahsetmek istiyorum. Ülke gündeminin çok yoğun olduğu şu süreçte çok sıkışık bir zaman diliminde yazıyorum bu yazıyı, yanlışlarımı affeyleyin.

Bir zamanlar her genç kadının başına geldiği gibi bir “erkek” başıma gelmişti. Bi ilişkimiz olsun, birlikte olalım diye çok çabalamıştı. (En azından öyle görünmüştü.) Başta böyle bir ilişki istemezken, yakın çevremdeki baskılar sonucu “Ya aslında hoş çocukmuş , iyi de bir insan, denesem ne olcak” demeye başladım. - İşte burada aslında kendi seçtiğimiz kişiler ya da ilişkilerin, aslında nasıl da toplumsal olduğunu, toplumun seni “o” role sokmak istediğinde senin de o role nasıl girdiğini görüyoruz.-

Sonrasında arkadaşımızın yoğun emekleri ve çevremdeki baskılar yüzünden görüşmeye başladık ve bu bir süre sonra bir ilişkiye döndü. Bana hep kibar davranıyor, insanların arasında sanki bir sorun varsa “ben” çıkarıyormuşum gibi gösteriyordu. (Benim ona sesimin yükseltmişliğim varken, onun bana yoktur mesela; ama bir kez daha anlıyorum ki erkeklik sadece ses yükseltmemekle olmuyormuş.)

Neyse buluşuyoruz, konuşuyoruz, iyi vakit geçiriyoruz, eğleniyorum filan ama hep bir adım ötemde, anlam veremediğim bir boşluk var aramızda. O “erkek” arkadaşımız da bunun farkındaydı ve sürekli samimiyetine güvenme konusunda daha ne yapabileceğini söylüyordu.

Neyse bu “erkek” arkadaşımız bir gün ‘ayrılmamız gerektiğini, bunu istemese de olmak zorunda olduğunu ve benden ayrılmak da onun için aslında ne kadar zor’ olduğunu anlattı ve ayrıldı. Ayrıldığımız ilk zamanlar bir yanım kızgındı bir yanımsa onun bendeki yerinin hep farklı olacağını düşünüyordu.

Tabi o arada başımdan neler neler geçti. Hep yanımda olacakmış, bana hep değer verecekmiş izlenimi uyandıran erkeğimiz bir kere bile en zor zamanlarımda yanımda olmak için bir şey yapmadı. Ben başlarda iyi niyetli düşünürken sonunda kendi istemediği için yanımda olduğunu hissettirecek bir şey yapmadığını fark ettim ve “Allah belanı versin” diyerek son verdim onunla ilgili her şeye. Tabii bu son vermek de kolay olmadı öyle bir kez daha hayal kırıklığına uğradım, zaten çok zor günler geçirirken bugünlerim daha da zorlaştığı o “erkek” yüzünden.

Neyse gel zaman git zaman, “beni çok seven, birlikte olmak için o kadar çaba harcamış ” erkek arkadaşımızın çok tesadüf zincirleri biçiminde ne kadar yalancı olduğunu, aslında beni sevdiği için değil sadece “elde etmek” istediği için bunları yaptığını, tanıdığım adamla bana anlatılan aslında olan adamın çok farklı olduğunu, aklıma hayalime sıkmayacak yalanlar söylediğini –yalan konusunda gerçekten bayağı başarılı tebrik ediyorum bu konuda önünde saygı ile eğiliyorum- ve hayatındaki her kadına -annesi dahil- sanki kendisi için var olmuşlar gibi davranıp, hayatını cehenneme çevirdiğini fark ettim.

Ben her şeyi öğrendiğimi, artık nasıl bir insan olduğunu fark ettiğimi sanarken yine çok tesadüfi bir şekilde “çok severek ayrıldım, çünkü beni aldatmıştı, ayrılmak zorunda kaldım” dediği eski sevgilisini 3 defa aldattığını, ayrılma nedenlerinin kadına karşı işlediği bir suç olduğunu, bana her konuda olduğu gibi bu konuda da yalan söylediğini öğrendim.

Başta inanamadım, bu kadar yapmaz herhalde diye kendimi yiyip bitirirken, eski sevgilisine bu konuyla ilgili mesaj attım bu şüphelerime bir son vermek için. Neyse çekine çekine attım o mesajı nasıl bir tepki vereceğini bilmiyordum çünkü- ve sonunda öğrendim ki her şey gerçekmiş ve üstüne üstlük fazlası bile varmış.

Utandım başta o kadına, o kız kardeşime ve daha bilmediğim şiddetin her türlüsünü uyguladığı kadınlara karşı utandım. Böyle erkekliğin her türlüsünü üzerinde taşımış bir adamla birlikte olduğum için. Ama bu utancımı da kadın dayanışmasıyla, çok sevdiğini söyleyip ama kadına yapmadığını bırakmadığı kız kardeşim sayesinde aştım. O bana böyle davranmasaydı belki de bu durumu bu kadar kolay aşıp, kabullenemeyebilirdim.

Tüm bu olanlardan bir şey öğrendim oysa, her durumda ve her durumda erkek hep “erkektir” ve her durumda bizim hep “kadın” olup kendimi dayatmamız, asla bir erkeğe güvenmemiz gerektiğini; ve bir erkeğin her şeyi yapabildiğini öğrendim. Çünkü; erkek iktidar olandı ve her durumda fırsat kollayacaktı kendi iktidarını sağlamlaştırmak için ya da vermemek için, öyle de yapıyorlar tabii. Bir kadının iradesini kırarak, yok sayarak, küçümseyerek, kendi iktidarlarını pekiştirmeye, sağlamlaştırmaya çalışıyorlar. Diyalektiğin doğasında vardır aslında bu; iktidar olan kendi ayrıcalıklarını vermek istemez ve ezilen kesme her türlü zulmü, kaypaklığı uygular. Günümüzde de öyle yapıyorlar erkekler, kadınlarımıza; kendi iktidarları için psikolojik, duygusal, fiziksel her türlü şiddeti uygulamaya, yok saymaya çalışıyorlar.

Bir şey daha öğrendim, “romantizm” diye sunulan şeyin erkekliğin süslenmiş hali olduğunu fark ettim. Modern dünyanın kadınlara yönelik psikolojik ve duygusal şiddeti süslemek için “romantizmi” övdüğünü, romantizmin toplumsal rollerimizi daha da perçinlediğini ve erkekliği taçlandırdığını gördüm. Çünkü; romantizm bize başka bir dünya yaratır ve kendi gerçekliğimizden kopup gideriz, biz başka dünyalarda yaşarken, erkek her daim ‘erkekliğini’ yapmış olur ve biz bunu çok sonradan fark ederiz, o zamanda erkek dünyanın açtığı yaralarımızın gerçekliğiyle karşı karşıya kalırız.

Ayrıca o kadın arkadaşa karşı toplumun kadınlar arasındaki “rekabet” duygusu ile değil tam aksine kız kardeşlik duygusuyla hareket ettiğimi, teorilerimin kriz anlarında bile pratikte nasıl da karşılık bulduğunu gördüm ve bu beni çok daha güçlü hissettirdi. Gittim, görüştüm onunla kendimi hala bir nebze olsun ‘mahçup’ hissederken; onun beni ne kadar iyi anladığını, benim hissettiğim şeyin aslında benim suçum olmadığını, utanması gereken o “erkek” arkadaşımızın olduğunu anlattı bana.

Başka bir tepki verseydi belki de ben hala benim de suçlu olduğumu düşünüyor olacaktım. O “erkeğimizin” bir iyiliği oldu bize, iki kadını çok tuhaf bir şekilde olsa bile karşılaştırdı, omuz omuza vermemizi sağladı, ikimizin de hemcinslerimize olan güvenini ve sevgisini arttırdı, sağolsun, tüm bunları istemeyerek yaptı ama biz yarattığı bu çirkinlikten iki kadının güzelliğini, dayanışmasını çıkarabildik. O armağan etmedi bize, biz kendi inançlarımızla ve sevgimizle yaptık bunu.

İyi ki de tanıdım ben o kadını, iyi ki de var oldu hayatımda. Bir kez daha hiç tanımadığım bir kadına güvenebileceğimi, bizim birbirimizden başka kimsemizin olmadığını gösterdi bana.

Son söz olarak: “Erkeklik öldürür, kadın dayanışması yaşatır!”

Kadın Dayanışmasına Güvenen Bir Kadın