Pazar Ara 08

Kürt Kadın Hareketi Deneyimine Kısa Bir Bakış 3

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

kurt_kadinBuraya kadarki anlatımlarımdan da anlaşılacağı üzere, kadın ordulaşması karşısında savaşılan anlı şanlı TC ordusunu yenmek üzere kurulmuş askeri bir örgütlenmeden çok, Kürt geleneksel toplum yapısını ve onun mücadele saflarına yansıyan etkilerini kırmaya, dönüştürmeye ve yeniden biçimlendirmeye dönük oldukça ilkesel ve ideolojik bir örgütlenmedir. O zamana kadarki tüm orduların sosyalist karakterli ordular da dahil, erkek ordular olması realitesine karşı verilen bir yanıt ve alternatif olma özelliğini de taşır. Tabi sayın Öcalan faktörü burada çok temel bir rol oynar. Geri kadın ve erkek yaklaşımlarına rağmen alınmış bu karar, açıktan itirazlarla karşılaşmasa da, mücadelenin çok farklı aşamalarında içselleştirilmemesinden kaynaklı çok değişik baltalama girişimleriyle de karşılaşacaktır. Ama ne olursa olsun risk alınacaktır. Zor da olsa, bu adımın getirilerinin oldukça kalıcı olacağı öngörülür ve temel bir ilkesellik olarak bu tutumda ısrar edilir.

Türkiye Özel Harp Dairesi bu adımı da da öyle kolay kabullenmeyecektir. Bu adıma kendi dilinden yanıtlar vermede gecikmeyen özel savaş mekanizmaları, bugün de karşımıza çıkan, ilk günden beri var olan vahşet uygulamalarını farklı boyutlara taşır. Çatışmalarda cesetleri ele geçen kadın gerillaların cinsel organları, kadınlıklarının sembolü olarak görülen göğüsleri kesilerek, cansız bedenlerine tecavüz edilir. Cansız bedenleri bekaret kontrollerinden geçirilir. Ola ki üzerinde yırtık bir iç çamaşırı bulunan bir kadın gerilla cesedi ele geçirilirse, bunun üzerinden iğrenç bir dille düze düze delmişler tarzında sayfalar dolusu cinsel içerikli saldırılar yapılır. Bu anlamda her kadın gerillanın külotla bir anısı vardır. Rutin bir ritüeli vardır kadın gerillaların. Bir eylemde saldırı grubunda yer almak, her zaman ölüme en yakın olmaktır ve bu ihtimale karşı hazırlıklı olmayı gerektirir. Bu gruplarda yer alan kadınlara birliklerindeki tüm kadın gerillaların .çantalarında bulunan en sağlam külodu verme adettendir. -Belki de bunun hikayesini ayrı yazmak gerekir. Ama değinmeden geçilemeyecek kadar önemli bir noktadır.- Ola ki cansız bedeni ele geçer de, gazetelere yırtık donlu olarak yansıtılır diye, eylemlere giderken alınmış bir tedbirdir bu. Bu argümanlar hiçbir zaman dağlarda açlıkla, susuzlukla, ölümle, vahşi doğa koşullarıyla mücadele edeceğini bilerek yola çıkmış kadınlara
geri adım attırtacak argümanlar olmamış olsa da, çok dokunaklı bir şeyler gizlidir bu anlatıda. Her gerillanın elbisesi yırtılır, o sırtında tek bir kıyafetiyle yıllarca dolaşır, ayakkabısız dolaşır aylarca. Gittiği yerde onu bekleyen gardropları olamaz ki.

Mesela bir çatışmada ele geçen ve cansız bedeni helikopterden atılan Ayten Bagok isimli yedi yıllık kadın gerilla, bekaret kontrolünden geçirilir. Bakire çıkması, ordu güçlerini şaşırtır, halkı ise çok etkiler. Oysa ki tersi bir sonuç çıkması onun direnişine gölge mi düşürecektir? Tabi ki hayır. Nitekim gerillaya katılmadan önce evlenmiş, ilişkiler yaşamış, bakire olmayan yüzlerce kadın gerilla vardır. Bakire olanı da, olmayanı da kahramanca direnmiş, savaşmıştır. Bunlardan birinin böyle bir kontrole denk gelmesi, orada yaşanan çıkışa, kadın direnişine gölge mi düşürecektir? Özel savaş güçlerini haklı çıkaran bir argüman mı olacaktır?

Tüm bu örnekler, bu mücadelenin yaşandığı koşullardaki halk gerçekliğinde yaşanan gericiliğin ne düzeyde seyrettiğini ortaya koyması ve kadınların en büyük direnişleri gösterirken bile kadınlıklarının geri-geleneksel eril zihniyetin ölçüleriyle test edilmeden, değer kazanamadıklarını göstermesi açısından önemlidir. Bu halk gerçekliği kabul edilmese de, gücünü tanımanın ve onu dönüştürebilmenin değerini ve zorluklarını anlamak açısından da bu örnekler çok önemlidir. Bu durum, dini çok önemseyen bir toplumda devrimcilerin ateizm adına, kaba bir yaklaşımla “allah yoktur” demeleri örneğiyle belki ifade edilebilir. Bekareti önemseyen, namus algısı farklı bir topluma, bu tabuları görmezden gelerek yaklaşılamaz. Kaldı ki bu toplumdan gelen kadınlardır dağlardakiler. Onlar da pek doğaldır ki, o zamanki algılarıyla partilerine laf gelsin istemezler. İçlerinde bu tabuları aşanlar da vardır. Ama bir tabuyu birey olarak yıkmış olmanın, toplumsal olarak yıkmış olmak anlamına gelmediğinin de bilincindedirler. Bu anlamda ölüme sağlam iç çamaşırıyla gitmek, tabusu olan için de, olmayan için de çok önemli bir direnme noktasıdır. Hem de insanı iliklerine dek sarsan bir direnme noktası.

Ordunun kadın gerillalara saldırıları bununla da sınırlı kalmayacaktır. Normalde ele geçirdiği cansız gerilla bedenlerini ovada halkı korkutmak ve sindirmek amacıyla teşhir ederken, özellikle kadın gerillaların paramparça edilmiş cesetlerini çatışma alanlarında bırakmaya başlarlar. Bununla hedeflenen hem kadın gerillaları korkutma, hem de erkek gerillaların kadın gerillaları sahiplenici, mülkleştirici yaklaşımlarına hitap etmektir. Kadınlar "bizim de başımıza bu gelecek" korkusuyla aktif savaştan geri durup, kamplarda ve cephe gerilerinde *noktalarının kadını(!) olacaklar, erkekler de "bakın size ne yapıyorlar, biz kaldıramıyoruz, bu nedenle ön cephede bizimle beraber çatışamazsınız" diyerek kadınları geri planda tutacaklardır. Nitekim erkekler yeri gelir kadınları geri planda tutmayı özel savaşın bu uygulamalarına dayandırırlar. Bu anlamda aslında egemenlerin saldırılarıyla taban tabana uyuşan yaklaşımlara da girilir.

Ancak kadınlar artık birçok şeyin bilincindedir. Yaşadıkları deneyim, dağlardaki varlıklarının ve temel haklarının, yine ortak mücadele alanlarında eşit araçlara sahip olmalarının parti tüzüğü ile ve yasalarıyla formüle edilmiş, kararlaştırılmış veya garanti altına alınmış olmasının tek başına yeterli olmadığını da onlara öğretmiştir. Pratik gerçeklerin dili her zaman başkadır. Bu kararları ve hakları pratik alanda da kazanmanın mücadelesi verilmek durumundadır. Yeri gelir, dağlarda zaten ellerinde bulunan silahlarla kurşun sıkma hakkı, yeri gelir zaten üyesi oldukları yönetimlerde etkili birer eleman olma hakkı, yeri gelir söz ve karar beyan etme hakkı için oldukça sert mücadeleler verilir.

Erkek egemen yargılarını aşamayan bir yapı içinde bir zihinsel dönüşüm yaratma savaşı verilmelidir. Ordulaşma adımının birçok olumlu kazanımını tatmış kadınlar, artık kendi cinsine güvenen ve seven bir yapı olarak bu geleneksel yapıya karşı direnirler ve kazandıkları her mevziyi ısrarla korurlar. Bu durum karşısında, erkek yapısının bu sahiplenici tutumlarını aşmaktan başka çaresi kalmaz. Kendisini aşan kadın, erkeği de aşar. Kadın kendisini yeniden var ettikçe, erkeğin yaşamı üzerindeki ağır etkilerini sınırlar, ondan bağımsız bir yaşam ve mücadele etme alanı yaratabilir.

Anlatımıza yine dönersek, ne zamanki erkek gerillalara kadın gerillaların bedenlerini sahiplenmeyi aşılamak isteyen bu saldırılara karşı kadınlar ısrarla ön cephelerde savaşır, artık özel savaş da başka bir yüzünü gösterir. Erkek gerillaların sünnetli olup olmadığı propagandasına, penislerinin kesilmesi süreci eşlik eder. Yani egemenlerin saldırıları sınır tanımaz. Toplumu, ezilenleri karılaştırma girişimi olarak da ifade edilebilecek egemenlik sisteminin tüm uygulamalarını doğru analiz etmek gereklidir. Egemenlik öyle bir olgudur ki, binbir yüzü vardır. Bir yüzünü deşifre edince, hemen başka bir yüz devreye girer.

96 yılında sayın Öcalan gerillalara sunduğu bir perspektifte, "Kendini örgütlemiş bir kadın, bir gerilla taburuna bedeldir" tespitinde bulunur. Tam da bu dönemde, Zeynep Kınacı adlı kadın gerilla, Dersim merkezinde Türk ordusunun zafer bayramı kutlamalarında yalnız başına oldukça taktik yüklü bir yaklaşımla orduya büyük darbeler vuran bir eylem yapar. Gerilla savaşının özüne uygun bu eylemle şunu ispatlar: “Gerillacılık, kaba gücü esas alan kalabalıkların eylemi değil, ideolojik ve ilkesel bir duruştur. Katbekat fazla nicel gücü olan bir ordu karşısında kazanacak tutum da ideolojik netliktir. Elbette ki dağlar fiziksel güç de gerektirir. Ama herşey bununla bağlantılı değildir. Hedef ve amaçta net bir gerilla, yüzlerin eylemini tek başına yapabilir. Tek kişilik bir ordu veya örgüt olabilir.” Bu eylemin ardından, artık kimse kadın ordulaşamaz demez, tam tersine kadının örgütlemesiyle ortaya çıkan olumlu gelişmelerin hareketin genelini nasıl etkilediği görülmeye başlanır. Bu durum, kadınlara örgütlenmelerini ilerletmede moral ve motivasyon aşılar. Ancak kadın ve erkek gibi binlerce yıllık hasımlar, savaşı başka kulvarlarda, başka çelişkilerle sürdürecek gibi görünürler.

Kadınların kendi yaşam ve örgütlenme alanlarını yarattıkları, eğitim ve üslenmelerini kendilerinin geliştirdikleri, artık özgün askeri eylemler yaptıkları bu ordulaşma adımının klasik manada bir ordu olma gerçeğinden farklı ele alınması gerektiğini yukarıda da belirtmiştik. Kadın ordulaşması, salt askeri değil, toplumsal, sosyal, siyasal bir anlam taşır. Erkek egemenlikli tutum, bu adımı salt askeri ve kaba fiziksel ölçülere koyarak, yer yer kadını dağda yük gibi görme, ağırlık unsuru olarak ele alma tutumlarına girer. Oysa ki, yaşanan onca yıllık deneyim, şunu göstermiştir ki; kadın hareketinin tüm bileşenleriyle çizgide, politikada, yaşamda net olduğu zamanlarda, örgütün tüm çalışmalarında, hatta toplumsal alanda da paralel ilerlemeler ve gelişmeler yaşanır. Zayıf, iddiasız, iradesini ortaya koymayan bir kadın yapısı, geriye çark etmenin sinyallerini verir. Bu noktada yaşanan gelişmelere kadın ve erkek cephesinden farklı yanılgılarla yaklaşılır. Kadınlarda daha önce herhangi bir deneyime sahip olmama, erkekten öğrendiğini uygulama ve ortaya çıkan kadın potansiyeli üzerinden bir güç olma tutumuyla erken iktidar hastalığı olarak adlandırılan bir yaklaşım gelişir. Erkeğe alternatif bir yaşam ve mücadele yaklaşımı yaratma esas alınmalıyken, bazı kadınlarda erkeğin taklitçisi olma, onun bir tekrarını kadın ortamlarında uygulama ortaya çıkar. Bazı erkeklerse, politik olarak kadın hareketiyle iyi geçinme stratejisi güderler. Örgüt içerisinde kendini güç haline getirme hesapları taşıyan kimi erkekler, kadın hareketini çok ince, hatta bazen oldukça kaba yöntemlerle yedeğine almak ister.
Ancak bu hesapların farkında olan Öcalan, hem kadın hareketini hem de erkek egemenlikli tutumları sert bir dille eleştirir. 98 yılında kopuş teorisi, kadın kurtuluş ideolojisi gibi olguların ele alınmasıyla, tartışmalar daha da derinleşir. Artık kadın partileşmesi tartışmaları başlar. Yüzlerce kadın, dağlarda tartışma ve eğitim platformlarında kendi sorunlarını masaya yatırır, geleceğe dair planlamalar yapar ve yaşanan pratik durumu değerlendirir. Bu arada bu fikirlere hala kaynaklık eden Öcalan, erkeği öldürmek gibi iddialı bir söylemi, “sapına kadar erkek olmayla” övünen bir toplumsal yapı içinde büyük bir cesaretle dillendirerek tezlerini daha da derinleştirir. Artık kadınlara rağmen bir ordulaşma değildir yaşanan. Kadınlar, kendilerini bu mücadelenin temel bir parçası olarak görmeye başlarlar. Ama erkeğe rağmen olan boyutu tüm ağırlığıyla sürer.

Kadınların özgürlük sorunsalıyla gerçek anlamda karşılaştıkları ve kendi özgürlük sorunlarının yükünü kendilerinin kaldırmak zorunda kaldıkları süreç, uluslararası komplo sürecinde daha da bariz bir şekilde ortaya çıkar. Artık erkek karşısında her zorlanmalarında, her haksız uygulama karşısında imdatlarına koşan Öcalan, esaret koşullarından dolayı fiili olarak sorunlara müdahale edebilecek durumda değildir. Komplo sürecinde mücadelenin değişik alanlarında bulunan tüm kadınların ortak duygusu adeta şudur: "Erkekler başımıza neler getirecek?" Kadınların bu kaygıyı yaşamaları için yeterince haklı gerekçeleri vardır. Nitekim olağanüstü koşullarda yapılan ve tam da komplonun gerçekleştiği süreçlere tekabül eden PKK 6. Kongresinde bu kaygıyı haklı kılacak bazı yaklaşımlar ortaya çıkar. Dönemin Başkanlık Konseyi, daha sonraki süreçte PKK ile yollarını ayıran bazı üyelerle ortak bir şekilde kadın yapısına yüklenir. Kadınların iradelerini ortaya koymaları, kadın örgütlenmesini taşırmak istedikleri boyutlar erkekler tarafından komplo sürecinde tasfiyecilik ve komploya ortaklık olarak değerlendirilir. Oysa ki esas sorunlar, kadınların partileşme adımlarının boşa çıkarılarak, genel mücadele ile ilgili konular dışında kadınların kendi öz örgütlülüğünün de, onunla ilgili karar ve uygulamalarının da örgüt konseyine bağlanarak erkeklerin her istediği durum ve konuda kadınlara müdahale etmelerine olanak tanıyan kararlar alınmak istenmesi noktasında ortaya çıkar. Böylece kadınların partileşmesinin, özerk örgütlenmesinin, kendi iradelerine dayalı davranabilmelerinin önü tümüyle alınmış, herşey erkeğin insafına bırakılmış olacaktır. Nitekim komplonun hemen ertesinde kadınların bütün hazırlıkları yapılmış partileşme sürecine engel olmak, hatta olağanüstü durumdan yararlanarak işi “şimdi özgürlükten bahsetmenin zamanı değil” diyebilecek bir noktaya getiren bir fırsatçılıkla kadını yeniden yedeğinde ve denetiminde tutmaya yönelinir. Bu yaklaşımlar karşısında kadınların ısrarlı duruşu tasfiyecilikle suçlanarak, o dönem açısından çok riskli sonuçlara yol açabilecek baskı ve uygulamalardan geri durulmaz. Bir kongre gücü adeta rehin tutularak kadın gücünün kazanımlarından, cins bilincine dayalı duruşundan vazgeçmesi sağlanmak istenir. Kadınların sağduyusu olmadan bir kördöğüşüne dönüşecek olan bu durum, kadınlara erkekteki egemenlik yaklaşımının en canalıcı koşullarda dahi nasıl gözükara olabileceğini de öğreten çok acı bir deneyim olur. Bu dönemde kongrede delege olarak bulunan bazı kadınlara yönelik uygulamaları protesto etme amaçlı, kadın delegeler delegelikleri düşürülen kadın arkadaşlarının yeniden kabulleri ve bazı taleplerle oturma eylemi yaparak kongre sırasında bir protesto tutumuna girerler. Ancak tüm bu gerginliklere rağmen, kadınlar bu kongreye ciddi bir sorumluluk bilinci ve süreci oldukça kapsamlı değerlendirip doğru kararlara kaynaklık edebilen bir değerlendirme gücüyle katılırlar. Kadınların mücadelenin tüm boyutlarında aktif ve kendi iradeleriyle yer almalarının bir sonucu olarak gelişen bu durum, erkek egemen zihniyette ciddi bir korku yaratır.

Bir eylemi gerçekleştiren bir topluluğun içinden, zamanla ona ters bir tutum içine giren insanların çıkması, o eylemi yanlış veya haksız kılmaz. PKK mücadelesinin başından bu güne binlerce insan hayatını kaybetti, binlercesi zindanları yaşadı, binlercesi bu yoldan ayrıldı. Hele bazıları, bir zamanlar insanların kaderlerini tayin eder pozisyonlardayken, yollarını ayırdıkları PKK'yi çok farklı yansıtmak için özel çabalar sarfettiler. Kendileri tiranken, PKK'yi anti- demokratik olmakla, kadınlar karşısında birer feodal ağayken PKK'yi kadın haklarına karşı yeterince duyarlı olmamakla, birer despotken despotizmle suçladılar. Nasıl ki bu insanların varlığı PKK'nin uygulamada ortaya çıkan reel sorunlara rağmen haklı mücadelesini gölgelemezse, bir zamanlar kadın hareketinin etkili yerlerinde bulunan, ama bugün tersi bir pozisyonda duran bazı kadınların var olması gerçeği de kadın özgürlük stratejisinin yanlışlığı anlamına gelmez. Ancak kadınlar bu konuda da çok geleneksel bir tutumla karşılaştılar. Kadın hakları konusunda duyarlı, çatışan, mücadele eden bir kadın farklı bir konuma düşünce, “Bakın feminizm bir sapmadır, filankesi gördünüz işte, biz haklı çıktık” gibi söylemlerle kadınlar pasifize edilmek istendi. Amansız saldıran bir düşman karşısında yapılması gereken, tek vücut olmaktı. Aksi, örgütü içten bölmeye götürürdü. Bu bölünme fobisi, kadınların kendileriyle ilgili kararlar alma düzeyine ulaşmaya başlamasından itibaren hep yaşanan bir durumdu. Oysa kadınların mücadele etmesiyle amaçlanan tabi ki bölmek ya da parçalamak değil, tam tersine kendisi olarak, kendi iradesiyle, kararıyla ve planıyla kimlikli kadınlar olarak var olan bütünün bir parçası olmaktı.

(Devam edecek)